Nepotizm: Bir Toplumun Felaketi
Fox TV'de yayımlanan bir araştırmaya göre, Türkiye'de eşi, dostu, akrabayı işe alma oranı %79. Bu çarpıcı veri, yönetsel kalitesizliğin ve yolsuzluğun en verimli toprağı olan kayırmacılığın ulaştığı boyutları göstermesi açısından son derece önemli. Zira insanlar, yakın çevrelerini dahi biraz dikkatle irdelediklerinde bu kepazeliğin boyutlarını rahatlıkla gözlemleyebiliyorlar.
Profesyonel yöneticiler, patronların şirketlerini adeta aile çiftliklerine dönüştürmesine göz yummanın ödülünü, emekli olduktan sonra ya da hala iş başındayken, çocuklarını çalıştıkları kuruma yerleştirerek alıyorlar. Öyle ki, emekli olduğu kuruma iki oğlunu birden yerleştirecek kadar pervasız yöneticiler var. Siyasetçiler ve bürokratlar ise personel alım sınavlarının sorularını çalıp, sınavla kazanılması gereken pozisyonlara akraba ve yandaş atayacak kadar çılgın bir düzene imza atıyorlar. Kamu kurum ve kuruluşları, liyakatsizlik sultasının istilası altında.
Bu durum sermaye sahipleri cephesinde daha da endişe verici boyutlara ulaşmış durumda. Fakir halkın kaynaklarını siyasi ilişkilerle ceplerine indirenler, elde edilmesi gereken makamları akrabaları arasında pay etmeyi doğal bir hak gibi görüyorlar. Yönetim kurulları, şirket üst düzey yönetimleri, bakanlıklar, üniversiteler ve vakıflar adeta birer hemşehri, eş, dost ve akraba arpalığına dönüşmüş durumda. Bu arada, bilgili ve yetenekli gençler yaşam boyu işsizliğe mahkum edilirken, ülkenin geleceğini şekillendirebilecek pozisyonlar patronların yetersiz akrabalarına, profesyonellerin şımarık çocuklarına ve siyasetçilerin cahil yandaşlarına peşkeş çekiliyor.
Nepotizmin Yıkıcı Etkileri
Nepotizm, Türkiye’yi topyekun bir felakete sürüklüyor. Durum öylesine vahim ki, dünyanın biyofabrikasyon, genom kopyalama, genetik siborg nanoteknoloji mühendisliği, yapay zeka ve Mars’ın kolonileştirilmesi gibi konuları tartıştığı; kurumsal değerin çalışanların bilgi düzeyi, yenilik yaratma yetkinliği yani bilişsel sermaye ile ölçüldüğü bir çağta, Türkiye kayırmacılık bataklığında can çekişiyor.
Meritokrasi Nereye Kayboldu?
Aslında, yazıya meritokrasinin tanımı, öğretileri ve epistemolojisi ile devam etmek gerekiyor. Ancak her türden kavramın bilinçli bir şekilde ters yüz edildiği bir ülkede, “Meritokrasiyi kime, nasıl anlatabilirsiniz? Kayırmacılığa tepki olarak ortaya çıkmış, makamların zeka, çalışkanlık ve uzmanlık gibi yetkinliklerle dağıtıldığı bir yönetim şekli, Türkiye’de kimin ilgisini çeker? ‘Bal tutan parmağını yalar’ özdeyişini içselleştiren bir toplumda kim sesinizi duyar?" sorularının yanıtı belirsiz.
Güç ve makamı tanrılaştıran toplumsal uzlaşının yüksek duvarları, hangi sıçrama tahtasıyla aşılabilir? Bu duvarları aşmak için hangi aracı kullanırsak kullanalım, toplumsal bilincin bu kök salmış yapısında anlamlı bir değişim yaratmak zor görünüyor.
Yüksek Sesle Uyarı: Gelecek Tehlikede
Ey liberaliyle, muhafazakarıyla cahil sermayedarlar! Ey, görev yaptığınız kurumu aile çiftliğine çeviren sözde profesyoneller! Ey, ülkenin en değerli konumlarını akrabalarınıza ve yandaşlarınıza peşkeş çeken siyasetçiler, bürokratlar! Ey, kayırmacılığı güç ve makam sahibinin doğal hakkı olarak gören cahil kitleler! El ele vererek ülkeyi uçuruma sürüklediğinizi çok yakında fark edeceksiniz. Ancak, tıpkı geçmişte olduğu gibi, bu hataların bedelini siz değil, maalesef gelecek kuşaklar ödeyecek.

Yorumlar
Yorum Gönder