Ana içeriğe atla

2016 Türkiye'sinde Bir Günden 4 Haber;


1) Epilasyon dinimize aykırı’ diye bağırdı, silahla dört kişiyi yaraladı: Bir epilasyon merkezine ait tanıtım broşürünü dağıtmak isteyenlerle sokaktaki çay ocağında oturan bir grup arasında tartışma çıktı. Görgü tanıklarına göre, tartışmanın büyümesiyle gruptakilerden biri silahını çekti ve “Bunlar dinimize aykırı. Bunları dağıtmayın, bizi rahatsız etmeyin” diye bağırdı. Daha sonra da rastgele dört el ateş etti.

2) Buca Fatih Sultan Mehmet Anadolu Lisesi’nde öğrencilere izletilen National Geographic’in ‘Cosmos’ belgeselini izleten tarih öğretmeni Kahraman Kepenkçi, belgesel ‘İslam’a aykırı’ olduğu gerekçesiyle şikayet edildi:  Başbakanlık İletişim Merkezi aracılığıyla yapılan şikayette, “Buca Fatih Sultan Mehmet Anadolu Lisesi tarih öğretmeni, Cosmos adlı ateizm görüşünü dikteleyen varoluşu tamamı ile Darwin’ci teori ile İslam’a aykırı belgeseli birçok dersinde öğrencilere izlettirmiştir. Yüzde 97’si Müslüman olan bu ülkede bu davranışın gereğinin yapılmasını arz ederim” ifadeleri kullanıldı.

3) Dicle Üniversitesi İlahiyat Fakültesi’nde akademisyenlerin derslere başı açık giren öğrencilere “Sizin yüzünüzden melekler derse gelmiyor” dediği öne sürüldü: Sözlü tacizlerine maruz kaldıklarını belirten N.S., kadın öğrencilere sürekli hakarette bulunduklarını kaydederek, “Bazı hocalar sürekli kadınlara yönelik nefret söyleminde bulunuyor. Sanki dünyadaki tüm kötülüklerin sebebi bizmişiz gibi davranıyorlar. Kadın öğrencilere sürekli olarak ‘Niye okuyorsunuz, ev hanımı olun çocuk doğurun’ diyorlar” diye konuştu. Derse mecburen başörtüsüyle girdiklerini aktaran N.S., “Feminizm ve kadın mücadelesi hakkında hakaretlerde bulunuyorlar. Derslere başı açık girdiğimizde ‘Sizin yüzünüzden melekler derse gelmiyor’ diye taciz ediliyoruz. Başını örtmek kişinin inancıyla alakalı ama hocalar yüzünden mecburen derse kapalı giriyoruz” dedi.

4) Diyanet’in ‘FETÖ’ye çaresi ‘cami gençlik kolları’: Üyelik sistemi oluşturulacak. Gençleri ibadete teşvik etmeyi amaçlayan gençlik kolları, sabah namazında buluşarak ilmihal, hadis, tefsir gibi dersler alırken, futbol, voleybol, basketbol ve masa tenisi turnuvaları da düzenleyecek. Gençlik kollarının ‘gönüllülük’ esasıyla hareket edeceği belirtilirken, üyelik sistemiyle hareket edilecek ve üye her gence üye kartı verilecek. Üye gençler, kendi aralarında başkan, başkan yardımcısı ve eğitim sorumluları seçebilecek. Böylece aidiyet duygusunun oluşturulması planlanıyor.

Türkiye'ye şeriat gelmez diyenlere... Yoruma gerek var mı?

Diken İnternet sitesinden derlenmiştir

Yorumlar

Bu blogdaki popüler yayınlar

İki Kez Sürülmüş Halkın Sessizliği: Karamanoğullarının ve Mübadelenin Hafızası

  Bu hikâye benim için bir tarih anlatısı değil; bilinçdışımda   fısıltıyla konuşulan bir hafıza . Anne tarafım Girit’ten, baba tarafım Kavala’dan bu topraklara savrulmuş. Anneannem, Girit’te bir Rum ilkokulunda öğretmenlik yaparken, annesiyle birlikte bir sabah “gitmek zorundasınız” denilerek Anadolu’ya gönderilmiş. Dedem, Girit’ten çıkan 5 kardeşten biri.   Dedemle anneannem yıllarca kendi aralarında Rumca konuştular; o dil, ne tamamen geçmişti ne de bu topraklara aitti —tıpkı onların kalbi gibi. Baba tarafım Kavala’dan İzmir Menemen’e geldi. Toprakla tutunmaya çalışan, yoksul ama inatçı bir hayattı bu. Beş kardeşten yalnızca babam üniversite okuyabildi; diğerleri, göçün bıraktığı yoksulluğu sessizce omuzladı.Ben, iki yakadan gelen bu insanların çocuğuyum, yerinden edilmişliğin çocukları. Bu yazı, işte o yüzden yalnızca Karamanlıların, Giritlilerin, Kavala göçmenlerinin değil; iki kez sürülmüş, iki kez susmuş insanların hikâyesidir.   “Yel eser Karaman’da...

Enkazdan menfaat Devşirmek: Kariyer Yalanları ve "Başarılı" İflaslar

  Bu yazıyı dışarıdan bakan bir gözlemci ya da kulaktan dolma bilgilerle konuşan bir eleştirmen olarak yazmıyorum. Bahsettiğim o masalarda oturdum; aynı projelerde ter döktüm, hangi uyarının hangi ego duvarına çarptığını, hangi hataların bile bile örtbas edildiğini yakından izledim. İsim verebilir miyim? Hem de çok rahat. Ama derdim şahıslarla değil. Zira bu çağda hedef göstermek en kolay, sistemi anlamak ise en zor olanı. Asıl meselemiz sadece ekonomik başarısızlıklar değil; asıl mesele, başarısızlığın nasıl olup da bir başarı hikâyesine dönüştürülebildiği. Yıllarca o koltukları liyakatle değil, ilişki ağlarıyla işgal edenlerin; yetkinlikleri sorgulanırken nasıl olup da vazgeçilmez kılındıklarını konuşmalıyız. Bu, hafızası silinmiş bir sistemin, arkasında enkaz bırakanları ısrarla ödüllendirme hikâyesidir. Yüzü Kızarmayan "Başarı" Öyküleri En garibi de bu kişilerin, yarattıkları yıkımın tozları henüz yere inmemişken, hiçbir şey olmamış gibi sosyal mecralarda boy gös...

Kimse Kimseyi Anlayamaz

  Son yıllarda yazdıklarıma verilen tepkilerden, sofra tartışmalarında yapılan yorum ve sentezlerden çıkardığım en sarsıcı sonuç şu oldu: Aynı dili konuşuyor gibi görünsek de, kelimeler ortak bir anlam dünyası kuramıyor. Aynı cümle, farklı zihinlerde bambaşka duygular, korkular ve anlamlar doğuruyor. Kavramlar aynı çağrışımları üretmiyor. Olgular bile herkesin zihninde başka bir biçime bürünüyor. Öyle ki, birinin “özgürlük” dediği şeyi diğeri tehdit olarak algılıyor. Birinin “adalet” dediğine başkası intikam diyor.Çünkü insanlar çoğu zaman anlatılanları dinlemiyor; kendi geçmişlerini, korkularını, ideolojik kalıplarını ve bilinçdışlarını dinliyor. Evet, çok acı ama kimse kimseyi  anlamıyor. Belki de bu yüzden modern insanın en büyük trajedisi anlaştığını, anlaşıldığını sanmasıdır. Belki de bütün ilişkilerin, bütün kavgaların, bütün aşkların ve bütün yalnızlıkların merkezinde bu vardır: “Beni biri gerçekten anlasın.” Ama acı gerçek şudur;  kimse kimseyi gerçekten...