Ana içeriğe atla

Kayıtlar

Yaratıcılık etiketine sahip yayınlar gösteriliyor

Acı, Yaratıcılığın Kökleri

  Günümüz dünyasında insan, sürekli mutlu olması, “anı yaşayıp tadını çıkarması” gereken bir varlık gibi betimleniyor. Acıdan kaç, sorgulama; yeter ki tüketmeye devam et… Mutluluğu bir yaşam hali değil, satın alınabilir bir ürün gibi pazarlayan bu sistem, sahte bir “iyi hissetme zorunluluğu” icat etti. Sosyal medyanın cilalı görüntüleri, kitapçılardaki kişisel gelişim raflarındaki içi boş vaazlar ve “pozitif kalmak” adına dayatılan yüzeysel öğütler… Hepsi insanı yaşamın gerçekliğinden, özünden uzaklaştırıyor. Acıyı yok sayan bu söylemler, insanı kırılganlaştırıyor; çünkü acıdan arındırılmış bir hayat, gerçekte yaşamın kendisinden arındırılmış bir hayattır. Acı, insan yaşamının kaçınılmaz gerçeği. Ondan hiç nasibini almamış bir insan var mıdır, bilinmez. Ama acıyı ve yaşamdaki işlevini anlamadan, bu duygunun dünyayı ve insanlığı nasıl dönüştürdüğünü tam olarak kavrayamayız. Şükrü Erbaş, Ömür Hanımla Güz Konuşmaları ’nda acının insana dair en temel duygu olduğunu hatırlatır: “He...

Hodri Meydan

Siz, isimlerinizin dillerde dolaşmasından haz duyanlar. Siz, kof itibara önem atfedenler. Siz, önünüzde eğilip bükülenlerle, ceket ilikleyenlerle kibrini okşayanlar... Haklısınız, isimleriniz ve eylemleriniz tam da düşündüğünüz gibi dillerden düşmüyor. Sürekli konuşuluyorsunuz. Ancak bilmelisiniz ki bu sohbetlerin konuları hiç de aklınızdan geçenler değil. Çalışanlarınız umduğunuzun aksine size ne minnet ne saygı duyuyor ne de övgüler düzüyorlar. Herkes tumturaklı söylemlerinizle yönetim anlayışınız arasındaki tutarsızlığın farkında. Belki haberiniz yok, belki de bilmezden geliyorsunuz, ancak dışarıdan bakıldığında göz kamaştıran organizasyonlarınız içten içe çürüyor, yozlaşıyor. Çalışanlarınızın yaratıcılığı ve yaşam enerjisi, makam ve güç sahibi yaptığınız bilgisiz yöneticilerin dar görüşlü yaklaşımlarında yok ediliyor. Biliyorum, kavrayamıyorsunuz. Ancak çalışanlarınızın istemleri son derece yalın ve insanca. Onların beklentisi, sandığınız gibi şirket partilerinde sahte sevecenli...

Neden Yaratamıyoruz?

Hiç unutmam, yıllar önceydi. Henüz orta düzey bir yöneticiydim. O dönemde pek bilinmeyen, ancak günümüzde hızlı tüketim malları sektöründe tüm şirketlerce kullanılan bir satış sisteminin sunumunu yapmak üzere şirket merkezindeki toplantıdaydım. Organizasyonun anılıp şanlı tepe yönetimi, uzun bir toplantı masanın etrafına dizilmişti. Heyecandan titriyordum. Aslında ne bir buluş yapmış ne de yeni bir şey yaratmıştım: Önereceğim sistem zaten Batılı şirketlerde kullanılan bir yaklaşımdı. Henüz sistemin ana hatlarını anlatmaya başlamıştım ki, ortalık birden karıştı. Kelli felli yöneticiler hep bir ağızdan bağrışıp tartışıyor, kimi beni şirketi batıracak bir öneri yapmakla itham ediyor, kimi ise sadece "Olmaz, olmaz!" diye bağırıyordu. Yaratıcılığın Değeri Google sadece 25 yıl önce kurulmuş bir şirket. Apple'ın tarihi daha eskiye dayansa da, bugünkü güçlü konumunu son 20 yılda sergilediği yenilikçiliğe borçlu. Google’ın piyasa değeri 1,2 trilyon dolar, Apple'ın ise 2 t...

Duygusal Zeka Özgürlük ve Yaratıcılık

En yamyam patronlar bile sonunda anladılar ki EQ (emotional quotient) yani "duygusal zekâ," en az IQ (intelligence quotient) yani "bilgisel zekâ" kadar önemli. Yönetmek için yalnızca zekâ yetmiyor; daha iyi yönetebilmek ve verimliliği artırmak için yöneticilerin duygusal yeteneklerini geliştirmesi gerekiyor. Bu tespitler, yıllar önce aramızdan ayrılan sosyalist edebiyat profesörü Mina Urgan'a ait. Gerçekten de, yönetenin yönetileni anlamaya çalışmasındaki en önemli araç, duygusal zekâ ve bunun paralelinde gelişen empati yeteneğidir. Ancak gelin görün ki, on binlerce çalışan, bu temel gerçeği kavramaktan aciz, bilgisiz sermayedarlarca yönetiliyor. "İşe sakallı, bıyıklı adam kesinlikle almam. Kirli sakal da hiç sevmem. Her gün tıraş olacak bir kere. İşe Bodrum'a gider gibi gelinmez. Kot pantolon da giyilmez! Kadınlar da mini etek, şort giyemez! Buranın da kendine göre bir ciddiyeti var. Yok, tişört olmaz! Gömlekle gelecek, giydiği şeyin bir yakası ola...