Adalet Bakanlığı’nın sosyal medyada anonim hesapların kapatılmasına yönelik kararı, yalnızca teknik bir düzenleme değildir; demokrasinin sinir uçlarına dokunan siyasal bir tercihtir. Çünkü anonimlik, dijital çağda ifade özgürlüğünün en kırılgan ama en hayati zırhıdır. Demokrasi, çoğunluğun yönetimi kadar azınlığın korunması rejimidir. Güç karşısında kırılgan olanın, işini, güvenliğini ya da toplumsal statüsünü kaybetme riski taşıyanın konuşabilmesi için bazen adını saklaması gerekir. Tarih boyunca muhbirler, insan hakları savunucuları ve otoriter eğilimlere karşı direnenler çoğu zaman anonim kalmak zorunda kalmıştır. Anonimliği ortadan kaldırmak, yalnızca “kötü niyetli hesapları” değil, aynı zamanda korku ikliminde nefes almaya çalışan sıradan yurttaşı da susturur. Anonimlik Hakkının Hukuki Zemini Anonimlik, anayasalarda çoğu zaman açık bir başlık olarak yer almaz; ancak ifade özgürlüğü ve özel hayatın korunması hakkının doğal uzantısıdır. Türkiye’de Anayasa’nın 20. maddesi...
Tarih tekerrür ediyor: Dünya devasa bir eşikten geçerken, toplumun %90’ı her zamanki o derin uyuşukluğuyla olup biteni sadece seyrediyor. Biraz "kafası çalışan" herkes yapay zekânın gelir paylaşımını, çalışanları nasıl yerle bir edeceğini tartışırken; kitlelerin büyük çoğunluğu bu teknolojiyi akşam yemeği tarifi sormak, burç yorumu okumak, sohbet geresinimlerini karşılamak ya da fotoğraflarını düzeltmek için kullanıyor. İnsanlık, kendi geleceğinin anahtarını elinde tutan bu gücü magazinleştirerek tüketirken, arka planda mülkiyetin ve emeğin tanımı sonsuza dek değişiyor. Yapay zekâ tartışmaları iki uçurumun arasında sıkışmış durumda: Bir tarafta teknolojik bir cennet vaat eden "mucize" anlatıları, diğer tarafta ise robotların işimizi elimizden alacağı "felaket" senaryoları. Oysa asıl mesele ne mucize ne de felaket. Asıl mesele: Mülkiyet. Siz bu değişimin neresindesiniz? Seyirci koltuğunda mı, yoksa masada mı? 1. Sorun Algoritmalar Değil, Tapu Kayıtlar...