Sabah uyandığımda aynaya baktığında gördüğüm kişi gerçekten ben miyim, yoksa başkalarının benim üzerime yapıştırdığı etiketlerin bir toplamı mı? Dünya bugün devasa bir "aynalar labirenti" gibi. Ama bu aynaların hiçbiri düz değil; kimi beni olduğumdan zayıf gösteriyor, kimi olduğumdan cüce, kimi ise dev. Osho’nun dediği gibi; birisi geliyor "Çok zekisin" diyor, kendimizi dahi sanıyoruz. Bir başkası "Yetersizsin" diyor, bir anda yerin dibine giriyoruz. Hayatımızı, bu aynalardaki görüntümüzü düzeltmeye çalışarak, yani başkalarının fikirlerine "bağımlı" bir köle olarak harcıyoruz. Geçen ay Urla'da bir arkadaşımın evinde, etnik kimlikler üzerinden kimsenin kimseyi ikna edemeyeceği bir tartışmaya tanıklık ettim. Taraflardan hiçbiri şu can alıcı soruları sormadı: "Bu etnik kimlikler, ülke sınırları, diller neden çıktı? İnsanlar neden böyle binlerce farklı parçaya ayrıldı? Bu bölünmüşlüğün gerçek nedenleri ne?" Bu soruları sormak y...
Adalet Bakanlığı’nın sosyal medyada anonim hesapların kapatılmasına yönelik kararı, yalnızca teknik bir düzenleme değildir; demokrasinin sinir uçlarına dokunan siyasal bir tercihtir. Çünkü anonimlik, dijital çağda ifade özgürlüğünün en kırılgan ama en hayati zırhıdır. Demokrasi, çoğunluğun yönetimi kadar azınlığın korunması rejimidir. Güç karşısında kırılgan olanın, işini, güvenliğini ya da toplumsal statüsünü kaybetme riski taşıyanın konuşabilmesi için bazen adını saklaması gerekir. Tarih boyunca muhbirler, insan hakları savunucuları ve otoriter eğilimlere karşı direnenler çoğu zaman anonim kalmak zorunda kalmıştır. Anonimliği ortadan kaldırmak, yalnızca “kötü niyetli hesapları” değil, aynı zamanda korku ikliminde nefes almaya çalışan sıradan yurttaşı da susturur. Anonimlik Hakkının Hukuki Zemini Anonimlik, anayasalarda çoğu zaman açık bir başlık olarak yer almaz; ancak ifade özgürlüğü ve özel hayatın korunması hakkının doğal uzantısıdır. Türkiye’de Anayasa’nın 20. maddesi...