Adalet Bakanlığı’nın sosyal medyada anonim hesapların
kapatılmasına yönelik kararı, yalnızca teknik bir düzenleme değildir;
demokrasinin sinir uçlarına dokunan siyasal bir tercihtir. Çünkü anonimlik,
dijital çağda ifade özgürlüğünün en kırılgan ama en hayati zırhıdır.
Demokrasi, çoğunluğun yönetimi kadar azınlığın
korunması rejimidir. Güç karşısında kırılgan olanın, işini, güvenliğini ya da
toplumsal statüsünü kaybetme riski taşıyanın konuşabilmesi için bazen adını
saklaması gerekir. Tarih boyunca muhbirler, insan hakları savunucuları ve
otoriter eğilimlere karşı direnenler çoğu zaman anonim kalmak zorunda
kalmıştır. Anonimliği ortadan kaldırmak, yalnızca “kötü niyetli hesapları”
değil, aynı zamanda korku ikliminde nefes almaya çalışan sıradan yurttaşı da
susturur.
Anonimlik
Hakkının Hukuki Zemini
Anonimlik, anayasalarda çoğu zaman açık bir başlık
olarak yer almaz; ancak ifade özgürlüğü ve özel hayatın korunması hakkının
doğal uzantısıdır. Türkiye’de Anayasa’nın 20. maddesi (özel hayatın gizliliği)
ve 26. maddesi (ifade özgürlüğü) bu çerçevede yorumlanır. Avrupa hukukunda ise Avrupa
İnsan Hakları Mahkemesi, anonim ifade biçimlerinin ifade özgürlüğü kapsamında
korunabileceğini birçok kararında vurgulamıştır.
Devletin görevi, yurttaşın kimliğini ifşa ederek onu
görünür kılmak değil; güvenli biçimde konuşabileceği bir alan yaratmaktır.
Güvenlik mi,
Özgürlük mü?
Elbette anonimlik mutlak değildir. Nefret söylemi,
şiddete çağrı, çocuk istismarı ya da organize suç gibi alanlarda devletin
müdahalesi meşrudur. Ancak burada belirleyici olan “orantılılık” ilkesidir.
Bireysel suçla mücadele adına kolektif bir sansür mekanizması kurmak,
demokratik hukuk devletiyle bağdaşmaz.
Tüm anonim hesapları potansiyel suçlu gibi görmek,
hukukun kişisellik ilkesini tersyüz eder. Suç bireyseldir; kimliksiz ifade suç
değildir.
Dijital Kamusal
Alanın Daralması
Sosyal medya bugün modern agoradır. İnsanlar artık
fikirlerini meydanlarda değil ekranlarda dile getiriyor. Anonimliği kaldırmak,
bu dijital kamusal alanı gözetim altına almak anlamına gelir. Gözetim arttıkça
oto-sansür yaygınlaşır. Oto-sansür yaygınlaştıkça eleştiri zayıflar. Eleştiri
zayıfladıkça demokrasi içeriksiz bir sandık ritüeline dönüşür.
Unutulmamalıdır ki demokrasiler, kendilerini en çok
rahatsız eden sözleri koruyabildikleri ölçüde demokrasidir.
Asıl Tehlike
Anonimliği ortadan kaldırma girişimi, “hesap
verebilirlik” söylemiyle sunulabilir. Ancak hesap verebilirlik yurttaşın
devlete karşı talebidir; devletin yurttaşı sürekli teşhir etme yetkisi
değildir. Şeffaf olması gereken kamusal güçtür, bireyin vicdanı değil.
Bugün anonim hesapları kapatmakla başlayan süreç,
yarın eleştirel içerikleri filtrelemekle devam edebilir. Demokrasi, bir anda
değil; küçük ama sürekli daralmalarla zayıflar.
Sonuç
Anonim kalma hakkı, korkudan arındırılmış bir kamusal
tartışmanın ön koşuludur. Eğer yurttaş adını gizlemeden konuşamıyorsa, sorun
anonimlik değil; ifade özgürlüğünün güvencesizliğidir.
Demokrasilerde mesele, kimliğini saklayan yurttaşı
susturmak değil; kimliğini açıklasa bile konuşabileceği bir güven ortamı
yaratmaktır. Aksi hâlde alınan her “düzenleme” özgürlükten biraz daha eksiltir.
.

Yorumlar
Yorum Gönder