Artık bazı şeyleri yapmayı bıraktım.
Aramayı bıraktım.
Mesaj atmayı bıraktım.
Hatırlatmayı, davet etmeyi, özel günleri kutlamayı bıraktım.
Ve fark ettim ki bazı ilişkiler benim ugraşım sonucu ayakta duruyormuş.
Oysa iletişim dediğimiz şey iki yakası olan bir köprüdür, tek tarafli iletişim bağ değil; yüktür.
Sürekli sen arıyorsan,
sen soruyorsan,
sen hatırlıyorsan,
sen toparlıyorsan…
orada iletişim yoktur.
Orada alışkanlıkla sürdürülen, tek taraflı bir bağ vardır.
Bazen bilerek sessizleşmek gerekir.
Geri çekilip bakmak:
Kim fark edecek?
Kim arayacak?
Kim merak edecek?
Ve çoğu zaman gerçekle yüzleşirsin:
Sen sustuğunda, herkes sus pus olmuştur.
Üzülmemelisin.. Çünkü bu bir kayıp değildir.
Bu bir ayıklamadır. Kendi yokluğunda kimlerin eksildiğini görmek, hayatın en dürüst aynasıdır.
Peki ya yalnızlık?
Kötü bir şey mi yalnızlık?
Hayır.
Zorunlu kalabalık çok daha kötüdür.
Yan yanayken bile anlaşılmamak,
konuşurken karşılık bulamamak…
Bunlar, yalnızlıktan çok daha ağırdır.
Ama öğretir. Alışılır mı?
Evet. Ama katlanarak değil.
Bir noktadan sonra yalnızlık boşluk olmaktan çıkar, bir alana dönüşür.
Gürültü azalır.
Saçma sohbetler gider.
Enerji emen insanlar elenir.
İnsan şunu fark eder:
Az kişiyle — hatta bazen tek başına olmak —
kalabalık ama sığ ilişkilerden çok daha sağlıklıdır.
Yıllar geçtikçe öğrendiğim en net gerçek şudur:
Herkesle yürünmez.
Herkesle derinleşilmez.
Herkes seni taşıyamaz.
Ve yalnızlık bazen bir ceza değildir. Hayatın seni korumaya almasıdır.

Yorumlar
Yorum Gönder