Bilim açıkladı. Felsefe binlerce yıldır sordu. Edebiyat, tiyatro ve sinema defalarca aynayı yüzümüze tuttu. Ancak binlerce yıllık bu devasa süreçte insan, özünde ne dönüştü ne de değişti. Modern dünyanın parlak ışıkları altında hâlâ mağaradaki o ilkel dürtülerle hareket ediyoruz.
Peki, neden? Neden teknoloji bu kadar ilerlerken zihinsel evrimimiz yerinde sayıyor?
Cevap aslında çarpıcı bir gerçekte gizli: İnsan, iyi olmak için değil, hayatta kalmak için evrimleşti.
Ahlak, vicdan, sağduyu ve adalet; bunlar doğuştan gelen biyolojik reflekslerimiz değil, toplumsal düzen adına sonradan inşa ettiğimiz değerler. Direksiyonun başında hâlâ o kadim içgüdüler oturuyor. Bu yüzden yalan, kötülük, bitmiyor, bitmeyecek.
Yalan, çoğu zaman gerçeğe göre çok daha "kullanışlı" bir araçtır. Bugün iş, aile ve aşk ilişkilerinde yalanın en belirleyici edim olmasının sebebi budur. Çünkü:
- Gerçek sorumluluk ister; omuzlarınıza ağır bir yük bindirir.
- Yalan rahatlatır; anlık konfor sağlar.
- Gerçek karmaşıktır; analiz gerektirir.
- Yalan basittir; hızlıca ikna eder.
Uygarlık: Dönüşüm mü, Kontrol mü?
Toplumlar gerçeklerle değil, "ortak yanılsamalarla" ayakta durur. İnandığımız birçok kutsal değer, bizi özgürleştirmekten çok bir hizaya sokma işlevi görür. Uygarlık, insanı dönüştürmeyi denemedi; sadece onu kontrol altına almaya çalıştı.
Kanunlar davranışı bastırdı ama karakteri değiştirmedi. Demokrasi iradeyi kutsadı ancak bilinci garanti edemedi.
Özgürlük alanlarımız genişledi ama sorumluluk bilincimiz aynı hızda büyümedi. İletişim araçlarımız çoğaldı ama aradaki "anlam" dramatik bir şekilde azaldı. Artık anlamak ya da uzlaşmak için değil; sadece onaylanmak için konuşuyoruz. Dinlemek için değil, görünmek için varız.
Belki de temel hata sorduğumuz soruda gizlidir. Sorun "İnsan neden değişmedi?" değil, insanın olduğu haliyle kusurlarını kabul etmek yerine onu sürekli "kutsamamızdır".
Sistemi suçlamak, düzene kızmak her zaman en kolay yoldur. Ancak rahatsız edici olan gerçek şudur: Değişmeyen sadece düzen değil, biziz. Sistemi eleştirirken kendi vicdanımızı temize çekiyoruz.
- Düzeni suçlarken kendi küçük konforumuzdan asla ödün vermiyoruz.
- Dünyanın gidişatına öfkeleniyoruz ama değişimin ağır bedelini ödemeye yanaşmıyoruz.
Romantik Yalanlardan Arınmak
Bu anlattıklarım bir umutsuzluk manifestosu değil. Aksine; insanı, sistemi ve geleceği anlamak için ihtiyaç duyduğumuz, romantik yalanlardan arınmış, çıplak bir başlangıç noktasıdır.
İnsanın değişimi, ancak kendi doğasındaki bu karanlık ve bencil tarafla dürüstçe yüzleştiği an başlayabilir. Aynaya baktığımızda gördüğümüz o "uygar" maskenin altındaki ilkel canlıyı tanımadan, gerçek bir dönüşümden bahsetmek sadece bir başka "ortak yanılsama" olacaktır.
Bu yazı hakkında ne düşünüyorsunuz? Sizce insan, konforundan vazgeçmeden gerçekten değişebilir mi? Yorumlarda buluşalım.

Yorumlar
Yorum Gönder