Ana içeriğe atla

Büyük Veri

 


Yüzyıllardır hep aynı tuzaklara düşüyoruz. Yararımıza geliştirildiğini düşündüğümüz sistemlerin gerçekte uyruklaştırılmamıza hizmet ettiğini göremiyoruz. Günümüzde teknoloji ve dijitalleşmenin hızla ilerlemesiyle birlikte yaşamlarımızın birçok alanı, görünmez ama güçlü bir kontrol altında şekilleniyor. Özellikle İnternet, cep telefonları ve kredi kartlarının yaygın kullanımı, her birimizin birer veri kaynağına dönüşmesine neden oldu. Büyük veri, yani #büyükveri (#bigdata), bu noktada devreye giriyor ve bireylerin günlük yaşamlarına dair topladığı bilgilerle devasa bir veri havuzu oluşturuyor.


Bu süreçte, yaşamlarımızı, ilişkilerimizi, sevgimizi ve hatta hastalıklarımızı bile araçsallaştırmış durumdayız. Teknolojik cihazlar ve dijital platformlar aracılığıyla sürekli veri üretiyoruz. Örneğin, attığımız her adım, yaptığımız her alışveriş, izlediğimiz her video, ziyaret ettiğimiz her web sitesi, sosyal medya paylaşımlarımız ve hatta sağlık uygulamaları üzerinden elde edilen veriler, büyük veri havuzuna katkı sağlıyor. Bu veriler, şirketler ve kuruluşlar tarafından analiz edilerek pazarlama stratejileri oluşturmak, ürün ve hizmetleri kişiselleştirmek, tüketici davranışlarını tahmin etmek ve hatta politik kampanyalar yürütmek için kullanılıyor.

Bu durumda, bireyler olarak bizler, sadece kendi ihtiyaçlarımızı karşılamak için değil, aynı zamanda büyük şirketlerin ve dolayısıyla onların sahiplerinin zenginleşmesi için de çalışıyor ve nefes alıyoruz. Dijital platformlarda geçirdiğimiz zaman ve yaptığımız işlemler, bu şirketlerin daha fazla kazanç elde etmesine olanak tanıyor. Özellikle kişisel verilerimizin işlenmesi ve analiz edilmesiyle birlikte, tüketici davranışlarımızın yönlendirilmesi mümkün hale geliyor. Örneğin, sosyal medya platformlarında beğendiğimiz gönderiler veya alışveriş yaptığımız siteler, cep telefonlarımıza indirdiğimiz uygulamalar bize özel reklamların karşımıza çıkmasını sağlıyor. Böylece, farkında olmadan tüketime yönlendiriliyor, doğanın katledilmesine, kaynakların kişisel çıkarlar için talan edilmesine hizmet ediyoruz.

Bu araçsallaştırma süreci, aynı zamanda mahremiyet ve kişisel güvenlik konularında da önemli riskler barındırıyor. Kişisel verilerimizin kimler tarafından ve ne amaçla kullanıldığını kontrol etmek çoğu zaman mümkün olmuyor. Bu durum, bireylerin dijital izlerinin izlenmesi ve potansiyel olarak kötü niyetli kişiler veya kuruluşlar tarafından kullanılabilmesi riskini doğuruyor.

Sonuç olarak, büyük veri çağında yaşıyor olmak, hayatlarımızın her anının veri olarak değerlendirildiği ve bu verilerin çeşitli amaçlarla kullanıldığı bir dünyada var olmayı ifade ediyor.  Kendi ihtiyaçlarımız için kullandığımız teknolojiler, aslında bizim duyarsızlığımız nedeniyle oluşan yasal ve anayasal boşluklardan yararlanan büyük şirketlerinin ve onların sahiplerinin çıkarlarına hizmet ediyor. Bu nedenle, dijital dünyada daha bilinçli hareket etmek, sivil toplum kuruluşlarında örgütlenerek bu gelişmelerin ortaya çıkaracağı tehlikeler hakkında farkındalık yaratmak,  mahremiyetimizi ve yasalar tarafından güvenceye alınmış olan özel hayatımızı korumak adına önemli bir adım olacaktır. 

Yorumlar

Bu blogdaki popüler yayınlar

İki Kez Sürülmüş Halkın Sessizliği: Karamanoğullarının ve Mübadelenin Hafızası

  Bu hikâye benim için bir tarih anlatısı değil; bilinçdışımda   fısıltıyla konuşulan bir hafıza . Anne tarafım Girit’ten, baba tarafım Kavala’dan bu topraklara savrulmuş. Anneannem, Girit’te bir Rum ilkokulunda öğretmenlik yaparken, annesiyle birlikte bir sabah “gitmek zorundasınız” denilerek Anadolu’ya gönderilmiş. Dedem, Girit’ten çıkan 5 kardeşten biri.   Dedemle anneannem yıllarca kendi aralarında Rumca konuştular; o dil, ne tamamen geçmişti ne de bu topraklara aitti —tıpkı onların kalbi gibi. Baba tarafım Kavala’dan İzmir Menemen’e geldi. Toprakla tutunmaya çalışan, yoksul ama inatçı bir hayattı bu. Beş kardeşten yalnızca babam üniversite okuyabildi; diğerleri, göçün bıraktığı yoksulluğu sessizce omuzladı.Ben, iki yakadan gelen bu insanların çocuğuyum, yerinden edilmişliğin çocukları. Bu yazı, işte o yüzden yalnızca Karamanlıların, Giritlilerin, Kavala göçmenlerinin değil; iki kez sürülmüş, iki kez susmuş insanların hikâyesidir.   “Yel eser Karaman’da...

Enkazdan İlham Devşirmek: Modern Kariyer Yalanları ve "Başarılı" İflaslar

  Bu yazıyı dışarıdan bakan bir gözlemci ya da kulaktan dolma bilgilerle konuşan bir eleştirmen olarak yazmıyorum. Bahsettiğim o masalarda oturdum; aynı projelerde ter döktüm, hangi uyarının hangi ego duvarına çarptığını, hangi hataların bile bile örtbas edildiğini yakından izledim. İsim verebilir miyim? Hem de çok rahat. Ama derdim şahıslarla değil. Zira bu çağda hedef göstermek en kolay, sistemi anlamak ise en zor olanı. Asıl meselemiz sadece ekonomik başarısızlıklar değil; asıl mesele, başarısızlığın nasıl olup da bir başarı hikâyesine dönüştürülebildiği. Yıllarca o koltukları liyakatle değil, ilişki ağlarıyla işgal edenlerin; yetkinlikleri sorgulanırken nasıl olup da vazgeçilmez kılındıklarını konuşmalıyız. Bu, hafızası silinmiş bir sistemin, arkasında enkaz bırakanları ısrarla ödüllendirme hikâyesidir. Yüzü Kızarmayan "Başarı" Öyküleri En garibi de bu kişilerin, yarattıkları yıkımın tozları henüz yere inmemişken, hiçbir şey olmamış gibi sosyal mecralarda boy gös...

Yalnızlık mı, Tek Taraflı Kalabalık mı?

Artık bazı şeyleri yapmayı bıraktım. Aramayı bıraktım. Mesaj atmayı bıraktım. Hatırlatmayı, davet etmeyi, özel günleri kutlamayı bıraktım. Ve fark ettim ki bazı ilişkiler benim ugraşım sonucu ayakta duruyormuş. Oysa iletişim dediğimiz şey iki yakası olan bir köprüdür,  tek tarafli iletişim bağ değil; yüktür. Sürekli sen arıyorsan, sen soruyorsan, sen hatırlıyorsan, sen toparlıyorsan… Orada iletişim yoktur. Orada alışkanlıkla sürdürülen, tek taraflı bir bağ vardır. Bazen bilerek sessizleşmek gerekir. Geri çekilip bakmak: Kim fark edecek? Kim arayacak? Kim merak edecek? Ve çoğu zaman gerçekle yüzleşirsin: Sen sustuğunda, herkes sus pus olmuştur. Aslında bu bir kayıp değildir. Bu bir ayıklamadır. Kendi yokluğunda kimlerin eksildiğini görmek, hayatın en dürüst aynasıdır. Peki ya yalnızlık?  Kötü bir şey mi yalnızlık? Kesinlikle hayır. Zorunlu kalabalık çok daha kötüdür. Yan yanayken bile anlaşılmamak, konuşurken karşılık bulamamak… Bunlar, yalnızlıktan çok daha ağırd...