Ana içeriğe atla

'Karizmatik' Lider Aldatmacası

''Karizma'' kavramı bir bireyin sıradan insanlardan farklı, doğaüstü, insanüstü bazı özel niteliklere sahip olması bağlamında kullanılır. Öğretiye göre, karizmatik özelikler sıradan insanların ulaşamadığı örnek özelliklerdir ve kişi bu özeliklerin temelinde lider sayılır.
Geçmişte peygamberlere, bilge kişilere, büyücülere atfedilen bu sıfat bugün iş dünyasının tanınmış, CEO ları, yönetim kurulu başkanları, için kullanılıyor.

 Öyle ya, bir şirketin bir kurumun aldığı her kararın, çizdiği her stratejinin, yaptığı her yatırımın bir başarı gibi pazarlanması ancak kahramanlar, efsaneler, yaratmakla olasıdır. Tam da bu nedenle, uzmanlığın, ortak aklın bilginin, diyalektiğin karşısına gizemli insanüstü güçlere sahip bir lider tiplemesi konumlandırıldı. Liderlik, dehanın insanlar üzerindeki nüfuz gücüyle, bir kahramanın içtepileriyle, büyük adamın sezgileriyle özdeşleştirildi. Yaşamın her alanında insanlığa acı ve gözyaşı dışında bir şey kazandırmamış olan;  kahramana, ustaya tapma kütlü iş dünyasına taşındı. Başkan, CEO, genel müdür, direktör koltukları, kimsenin göremediğini gören, kimsenin sezemediğini sezen yani insanüstü güçlere sahip olduğunu savındaki ''karizmatik'' liderlerle doldu taştı.

Peki, insanlara akıl veren, başarılı olmanın yollarını anlatan, iş, siyaset, yaşam üzerine ahkam kesen bu liderler kim?  Ortakları, çalışanları, piyasa oyuncularını, medyayı etkilemek için sahne alan gösteri ustaları mı? Yoksa, gerçekten toplum için çalışanları için değer yaratan kahramanlar mı? Gerçek şu ki çalışanların büyük bir bölümü bu soytarıların ne kadar lider ne kadar yetkin olduklarını biliyor. Fakat organizasyona dışarıdan bakan sıradan insanların bu yapay kişilikleri keşfetmeleri hiç kolay değil. Ülkemizde, özerk şirket analistlerinin, ekonomi yazarlarının, özellikle de aktivist şirket ortaklarının bulunmaması ''kim yetkin lider kim değil?'' sorusunu yanıtlamayı zorlaştırıyor.

Sanıyorum ki, bu koşullar altında doğru yöntem bir liderlik profili çizmek ve yukarıdaki soruyu bu profil çerçevesinde irdelemek.

Lider kimdir? 

Lider saygınlığının ardında bilgi, adilliğinin arkasında vicdan bulunan insandır. Onun tutarlılığı bütünü görebilme yeteneğinden, özgüveni özerkliğinden beslenir. Lider çıkarlarını önderlik ettiği insanların kişisel çıkarlarından  ayırmaz. Lider taciz etmez, mobbing uygulamaz. Bu  insanlık dışı davranışların yönettiği organizasyona yeşermesine izin vermez.

Lider çok sesliliği, farklılığı, aykırılığı, sıra dışılığı uyumlu bir  bütünselliğe dönüştüren kişidir. O, her insanın ayrı bir ''ben'' bulunduğunu, farklılığın yaratıcılığın itici gücü olduğunu bilir bu nedenle tek tipleşmeye, kurum kültürü safsatalarına karşıdır.

Lider, sınırlandırılmayı güçsüzlük, yetki paylaşımını zaaf, ortak aklı öncelemeyi kararsızlık olarak görmez. Lider diyalektiğin (tez, karşı tez, sentez) doğruya ulaşmadaki gücünün farkında olan kişidir. O, sentezle sonuçlanmayan tartışmanın değer değil kaos yarattığını, tez antitez karşıtlığının ancak bilginin itkisiyle doğruyu keşfedebileceğini bilir.   

Lider; dürüstlük, doğallık, tutarlılık, adalet, erdem, özgürlük, gerçeklik, bilgi, güven kavramlarının simgesidir.

Lider, yöneten değil ufuk açandır. O, bilen değil öğrenendir. O, eleştiren değil öğretendir. O, buyuran değil yol gösterendir. O, bilgiyi saklayan değil paylaşandır.

Liderin temel işlevi her çalışanda içkin olan özyönetim, özdenetim liderlik ruhunu özgür kılmak; binlerce liderle yönetilen bir organizasyon yaratmaktır.  Lider tekleşerek ayrışarak varlaşamaz; o, biricikliğe dayanan başarıların sürdürülemezliğini içselleştirmiş kişidir. Liderin nihai hedefi; yönetime yönetene duyulan gereksinimim ortadan kaldırmaktır.

Görüldüğü gibi Liderlik asla bir kişinin tekeline bırakılamayacak kadar önemli bir olgu. Günümüz iş dünyasında; ‘’ben'' yaptım söylemini dillerine pelesenk etmiş, başarıyı kendine başarısızlığı astlarına yontan, organizasyonun gücünü kurumsal kimlik yaratmak yerine kendini pazarlamak için kullana; liderlere yer yok. Çağın iş kültürü, ortak aklın gücünü yok sayan vitrin mankenlerine; ‘’hayır sen yapmadın, biz yaptık’’ diye haykıracak çalışanların omuzlarında yükselecek.

Çağın bilgi işçileri, astlarının sırtlarına basarak yükselen CEO’lara, bilgisiz patronlara gerçek değeri yaratanın kimler olduğunu eninde sonunda gösterecek. 
Yararlanılan Kaynak;
Bürokrasi ve Otorite Max Weber Adres Yayınları Çeviri H.Bahadır AKIN 2008


Yorumlar

Bu blogdaki popüler yayınlar

İki Kez Sürülmüş Halkın Sessizliği: Karamanoğullarının ve Mübadelenin Hafızası

  Bu hikâye benim için bir tarih anlatısı değil; bilinçdışımda   fısıltıyla konuşulan bir hafıza . Anne tarafım Girit’ten, baba tarafım Kavala’dan bu topraklara savrulmuş. Anneannem, Girit’te bir Rum ilkokulunda öğretmenlik yaparken, annesiyle birlikte bir sabah “gitmek zorundasınız” denilerek Anadolu’ya gönderilmiş. Dedem, Girit’ten çıkan 5 kardeşten biri.   Dedemle anneannem yıllarca kendi aralarında Rumca konuştular; o dil, ne tamamen geçmişti ne de bu topraklara aitti —tıpkı onların kalbi gibi. Baba tarafım Kavala’dan İzmir Menemen’e geldi. Toprakla tutunmaya çalışan, yoksul ama inatçı bir hayattı bu. Beş kardeşten yalnızca babam üniversite okuyabildi; diğerleri, göçün bıraktığı yoksulluğu sessizce omuzladı.Ben, iki yakadan gelen bu insanların çocuğuyum, yerinden edilmişliğin çocukları. Bu yazı, işte o yüzden yalnızca Karamanlıların, Giritlilerin, Kavala göçmenlerinin değil; iki kez sürülmüş, iki kez susmuş insanların hikâyesidir.   “Yel eser Karaman’da...

Enkazdan İlham Devşirmek: Modern Kariyer Yalanları ve "Başarılı" İflaslar

  Bu yazıyı dışarıdan bakan bir gözlemci ya da kulaktan dolma bilgilerle konuşan bir eleştirmen olarak yazmıyorum. Bahsettiğim o masalarda oturdum; aynı projelerde ter döktüm, hangi uyarının hangi ego duvarına çarptığını, hangi hataların bile bile örtbas edildiğini yakından izledim. İsim verebilir miyim? Hem de çok rahat. Ama derdim şahıslarla değil. Zira bu çağda hedef göstermek en kolay, sistemi anlamak ise en zor olanı. Asıl meselemiz sadece ekonomik başarısızlıklar değil; asıl mesele, başarısızlığın nasıl olup da bir başarı hikâyesine dönüştürülebildiği. Yıllarca o koltukları liyakatle değil, ilişki ağlarıyla işgal edenlerin; yetkinlikleri sorgulanırken nasıl olup da vazgeçilmez kılındıklarını konuşmalıyız. Bu, hafızası silinmiş bir sistemin, arkasında enkaz bırakanları ısrarla ödüllendirme hikâyesidir. Yüzü Kızarmayan "Başarı" Öyküleri En garibi de bu kişilerin, yarattıkları yıkımın tozları henüz yere inmemişken, hiçbir şey olmamış gibi sosyal mecralarda boy gös...

Kötülük mü Yoksa İyilik mi Daha Bulaşıcı?

Artık biliyorum: Kötülük, iyilikten çok daha bulaşıcı. Hem de sessiz, sinsi bir illet gibi... Tıpkı karanlık bir sis gibi, sinsice sızıyor, fark edilmeden insanların ruhuna işliyor. Ve insanlar, geçmişte maruz kaldıkları kötülükleri, travmaları farkında olmadan gelecekteki ilişkilerine taşıyor. Öfke, hayal kırıklığı, ihanet... Bunlar yalnızca bir anıya dönüşüp silinmiyor; belleğin kuytu köşelerinde birikiyor, zamanla kişiliğin dokusuna siniyor. Davranışlara kök salıyor, söylemlere işliyor, hatta sessizliklerin rengine bürünüyor. Freud’un o çarpıcı tespiti tam bu noktada yankılanıyor: ''Bastırılan asla yok olmuyor; yalnızca şekil değiştirip, en beklenmedik anda, çoğu zaman da en acımasız haliyle geri dönüyor.'' Bu döngünün sonucu ise korkunç: Özgüvenin erimesi, insanlara duyulan güvenin çöküşü... Bir zamanlar öfkeyle lanetlenen davranışlar, farkında olunmadan içselleşiyor ve masum insanların üzerine yöneliyor. Sevgiye aç kalanlar, zamanla sevgiyi iten bir zırha bürünüy...