Ana içeriğe atla

Kayıtlar

Şubat, 2016 tarihine ait yayınlar gösteriliyor

KENDİ TECAVÜZCÜSÜNÜ KENDİ YARATANLAR

Saldırgan bakımından tecavüz, bir yandan içselleştirdiği cinsellik tanımını ve erkekliği bir yandan da kadına bakışını yansıtan bir eylemdir.  Erkeğin kolay tahrik olma keyfiyeti, tek taraflı cinsellik anlayışına, kadını iradeden yoksun cinsel bir nesne olarak görmesine dayanır. Tecavüz bedeninin dokunulmazlığını hiçe sayan insanlık dışı bir saldırı. Ancak, Türkiye'de her toplumsal sorunda olduğu gibi cinsel suçlarda da dikkatler nedenlere değil  mağdura ya da faile odaklanır. Bu iğrenç edime yataklık eden t oplumsal, kültürel, ahlaki ve geleneksel   etmenler görmemezlikten gelinir. Hatta k adının kıyafeti, beden dili, yaşam şekli cinsel suçlar için hafifletici neden olarak kabul edilir.   Erkeğin, kadının diz kapağından tahrik olmasını veya kadınının rızasına bakmaksızın eyleme geçmesini doğal sayan, cinselliği evlilik ve üreme faaliyeti ile sınırlayan, üreme amacı gütmeyen ilişkileri ahlaksızlık olarak nitelendiren toplumsal anlayışın olup bitendeki rolü dikkatl...

Bir Yönetene Gereksinim Var mı?

''Hiçbir güç, hiçbir otorite yoktur ki, uyrukları bulunmasın. Hiçbir servet, otorite yöneten yoktur ki, çevresi ondan nemalanmak isteyenlerce sarılmasın. Ne mutlu onlara yaklaşanlara! İtibarlı kişiler olduklarından, çevrelerine o göze girmesini bilenlere; gelir getiren görevler, sadaka emirlikleri yağdırırlar. Kendileri yükseldikçe, uydularını da peşleri sıra ilerletirler; sanki hareket halinde bir güneş sistemidir bu. Saçtıkları ışık uydularını allara boyar. İzzet ve ikbal kırıntılarını çevreye tatlı, küçük terfiler halinde dağıtırlar... '' Viktor Hugo'nun19. yüzyıl yönetim anlayışını betimlediği bu satırların kaleme almasının üzeriden neredeyse 160 yıl geçti. Bugün aynı anlayış bürokraside, iş tapınaklarında, üniversitelerde, siyasette, yani yönetimin bulunduğu her düzlemde sürüyor. Yüzyıllar geçse de kibir, kıskançlık, kayırma ve keyfiyet yönetimin ayrılmaz bileşenleri olmaya devam ediyor.   Evet, yönetilenler liyakatsiz yönetenlere gözleri kapalı...

Jean de La Fontaine'den Profesyonel Masallar

Bir yanda yüz tane dükkan açmış, üç beş kek, çikolata, sos yapmış, birkaç kahve paketlemiş bir şirket.  Diğer yanda y eni ağına düşürdüğü cahil sermayedarlardan para devşirme peşindeki yaşlı bir kurt.  Çekilmiş bir reklam filmi. Anlayacağınız tüm sermaye bu kadar. Başarısızlığı tecilli kurt   bir TV kanalında uluslararası marka olma üzerine ahkam kesiyor. Söyleşi program yöneticisine önceden şirket tarafından verilmiş yönlendirmeli sorularla ilerliyor. Sunucu, doğal olarak ''Bu açılımı hangi sermayeyle, hangi kadroyla, hangi vizyonla, hangi iş planıyla başaracaksınız?''  sorularını hiç gündeme getirmiyor... Geçmiş tanıklıklarımdan, uluslararası veya küresel marka olma söyleminin şirket ortaklarını, çalışanlarını ve devleti kandırarak küp doldurmanın klasik yöntemlerinden biri haline geldiğini çok iyi biliyorum. Bugün hangi aile şirketinin kapısından girseniz, eline bir dünya haritası tutuşturmuş, küresel marka söylevleri veren yöneticilerle karşılaşırsını...