Ana içeriğe atla

Kayıtlar

Temmuz, 2017 tarihine ait yayınlar gösteriliyor

YARIN BENİ HALA SEVECEK MİSİN?

Bu yazıyı,  23 Temmuz 2011'de  Amy Winehouse' ın ölümünün ardından yazmıştım . Altı yıl ne kadar hızlı geçmiş. Biraz değiştirip, düzeltip Blog'a eklemek istedim. Amy Winehouse’un y aşamını yitirmesinin ardından ayyuka çıkan ‘’su testisi su yolunda kırılır’’ tartışmalarının kökeninde;  su yolunda kırılacak bir testiye bile sahip olamamanın kıskançlığının yattığına kuşku yok.   Yermek övmek , beğenmek beğenmemek türü tepkiler nesnel bilgiye, somut verilere dayanıyorsa bir değer taşır. Ancak, üniversite seçimini mezuniyet sonrası alınacak ücrete göre yapan yani kurumsal köleliği içselleştirmiş insanların çağında; özerklik,  aykırılık ve karşıtlığın  kavranamaması  çok normal .  Amy'yi  sıra dışı yaşamı üzerinden  sosyal medyada   eleştirenlere göre o, iyi bir eğitim almalı, ''namuslu'' yaşamalı, önce bir iş sonra bir eş edinmeli ve her ne yapacaksa sıradanın onayını almış bir sosyal düzen içinde yapmalıydı. Gel gelelim, yaşamı ...

Buz Dağı

Neymiş, Antartika'dan,1 trilyon ton ağırlığa sahip olduğu tahmin edilen tarihin en büyük buz dağı kopmuş. Neymiş? 1983-2012 arası, son 1.400 yılın en sıcak 30 yılı olmuş. Neymiş, ABD Paris İklim Anlaşması'ndan çekilmiş. Neymiş, deniz seviyesi bu yüzyılın sonuna kadar 1.50 metre yükselecek bir çok kıyı kenti sular altında kalacakmış... Siz boş verin bunları! Küresel ısı artarsa evde ofiste açarsınız klimalarınızı serinlersiniz. Varsın, açtığınız klimalar karbon salınımını artırsın, atmosferi daha da ısıtsın. Yine de sıkmayın paşa gönlünüzü. Her derdin bir çözümü var; biraz düşürürsünüz klimalarınızın ısı ayarını bakarsınız keyfinize. Sakın takmayın kafaya şapkadan başka bir şey! Bol bol yiyin, için sevişin. Aksırıncaya tıksırıncaya kadar tüketmeye devam edin. Özelikle de bol bol çocuk yapın. Öyle ya, dokuz milyar olmak varken yedi milyar da neymiş?  Sakın kaygılanmayın aç kalır mıyız diye. Bugüne kadar sizin adınıza düşünenler yine bulurlar bir yolunu. Genetiği değişt...

Haset ve Kıskançlık

Yaşamımız, yalnızca düşünceyle kavrayabildiğimiz olguları elle tutulur, gözle görülür kılma çabasıyla sürüp gidiyor. Ne var ki yanlış imgelerle kirletilmiş bilincimiz; başarı, sevgi ve mutluluk gibi soyut kavramları ortak bir anlamda somutlaştırmamıza izin vermiyor. Oysa doğal gelişim döngümüz, siyasi, ekonomik ve özellikle ailevi kaygılarla rayından çıkarılmadıkça yaşama içgüdülerin tutsaklığında başlamayız. Sorgulayarak öğrenir, bilgiyle kavrar, düşünceyle anlamlandırır, deneyimle içselleştiririz. “Neden varım?”, “Yaşamın amacı nedir?”, “Dünyayı kim yarattı?” Bunlar gelişim sürecimizin en özgün sorularıdır; aynı zamanda yanıtlayan kişi sayısı kadar farklı cevap üretilen sorular. Bilinçli biçimde yaratılan bu kakofoni yüzünden çok azımız çocukluk dönemini zehirlenmemiş, açık bir bilinçle tamamlayabiliyor. Ardından, rekabetin başarı için ön koşul olduğu vaazlarıyla geçen eğitim süreci başlıyor. Spor, akademi, oyun, zekâ, beden… Yüzlerce farklı kulvarda başkalarıyla yarı...