Ana içeriğe atla

Kayıtlar

Ocak, 2025 tarihine ait yayınlar gösteriliyor

Bireysellik ve Sorumluluk: İnsan Olmanın Derinliği

  Bireysellik… Özgürlük, kendini ifade edebilme, varoluşunu dünyaya ilan etme. Bu kavram, yanlış anlaşıldığında bir bencillik zırhına dönüşebilir. Ancak, bu zırhın arkasında saklanarak başkalarını incitmek ve sorumluluktan kaçmak, bireyselliğin temsil ettiği değerlerle temelden çelişir. Peki, birey olmanın asıl anlamı nedir? Davranış özgürlüğü dediğimiz şey, nerede başlar nerede sona erer? Ve bu özgürlüğün sınırlarının ötesinde ne kalır? Başkalarının Hayatına Dokunmak Bireysel özgürlük, sadece kendi mutluluğumuzu değil, başkalarının huzurunu da gözettiğimizde anlam kazanır. Hepimiz bir şekilde birbirimize dokunuyoruz. Sözlerimizle, bakışlarımızla, hatta bazen sessizliğimizle… Bu yüzden, eğer birileri sizin davranışlarınızdan, soylemlerinizden yara alıyorsa, bu özgürlükten ziyade bir kötülüğe dönüşür. İnsanların arasına karışmak, sadece hak değil, aynı zamanda büyük bir sorumluluktur. Çünkü yakın ve uzak çevremiz, bizim duyarlılığımızla, ilişkilere, iletişime verdiğimiz özenle a...

Aşka Dair

  Aşk için neler söylemediler ki? Kimi cinsel çekim dedi, kimi sahip olma isteği, kimi tek taraflı kimi ise hastalıklı bir duygu olarak tanımladı. Oysa aşk, insanın soyut olanı somutlaştırma çabasıyla varlığını duyumsatır, tanımı pek mümkün olmayan bir özgürlükte kendini gösterir; o ne bir bedel ne bir ödül, sadece yaşamın derin bir yankısıdır. Dünya üzerindeki en çarpıcı gerçeklerden biri, herkesin aynı zihinsel ve duygusal potansiyele sahip olmamasıdır. İnsanlar farklıdır; algıları, duyguları ve dünyayı kavrayış biçimleri farklıdır. İşte bu farklılıklar, aşk gibi güçlü ve karmaşık bir duyguyu deneyimlemeyi de herkese eşit şekilde sunmaz. Çünkü aşk, bir ayrıcalıktır; yalnızca seçkin zihinlere bahşedilen pahalı bir armağandır. Aşk, sıradan bir duygu değildir. Basit bir flörtten, gelip geçici bir hevesten çok daha derin bir anlam taşır. Flört, hafif bir tebessüm; heves, yaşanılan andan duyulan geçici bir haz ya da bir anlık kıvılcım olabilir. Ama aşk? Aşk, insanın tüm benliğine ...

Sessiz Sorular, Derin Yanıtlar

  Bu güne kadar genel bir bakış açısıyla yazılar yazdım. Artık kendime dönme, yaşadıklarım ve iç dünyam üzerinden bir yolculuğa çıkma zamanı. “Bir insan yazar olmak istiyorsa, ensesinde kimsenin nefesini hissetmeden yazmalı.” Bu deyişi nerede okuduğumu ya da duyduğumu hatırlamıyorum. Ama biliyorum ki, başkalarının ne diyeceği korkusuyla yazılanlar, hem içtenlikten hem de dürüstlükten yoksun kalıyor. Yıllar önce, insanlara gerçeği anlatmanın, doğru üzerinde uzlaşmanın kolay olduğunu düşünüyordum. Bu iyimserlikle yazmaya, okumaya ve sorgulamaya başladım. Fakat zaman geçtikçe fark ettim ki, hayat göründüğünden çok daha karmaşık. İnsanlar arasında sosyal, kültürel ve bireysel bariyerler sandığımdan çok daha yüksekmiş. Uzlaşmayı bir yana bırakın, çoğu zaman konuşmak bile mümkün değil. Hele konu insanların bireysel konfor alanlarına ya da tercihlerine geldiğinde, gözlerin nasıl kaçırıldığını, dikkatlerin nasıl dağıldığını defalarca gördüm. Artık bütün büyük söylemlerin, “devrim” y...