Sevişmek yoksa bedenin arzusu, aşk yoksa zihnin heyecanı, tutku yoksa hayatın ateşi, arayan-soran yoksa başkasının hayatındaki yerin; umut da yoksa geleceğe uzanan bağın eksiliyor. İnsan bir noktada kendine şu soruyu soruyor: “Peki beni yarına bağlayan ne?” Kim bilir belki de anlam, bütün bunların yokluğunda ortaya çıkandır. Bir insanın seni aramasıyla değil, senin hâlâ birini arayabilme kapasitenle; âşık olmanla değil, hâlâ sevebilecek bir yanının kalmış olmasıyla; tutkunun varlığıyla değil, hayata karşı duyduğun merakla ilgili olabilir. Ve bazen geriye sadece şu kalır: Kendin. Bu az bir şey değil. Çünkü insanın hayatındaki bütün ilişkiler, arzular ve umutlar çekildiğinde geriye kalan kişiyle ne yapabildiği, belki de anlamın en çıplak hâlidir. Ama itiraf edeyim: “Bunların hiçbiri yoksa hayatın anlamı nedir?” sorusunun kolay ve teselli edici bir cevabı yok. Belki de anlam bulunmaz; yeniden kurulur.