Ana içeriğe atla

Kayıtlar

Eylül, 2025 tarihine ait yayınlar gösteriliyor

Düşünsel Ortaçağ

Düşünsel Orta Çağın Çıkmaz Sokaklarında Tanzimat Fermanı ya da bilinen adıyla Gülhane Hatt-ı Şerif-i’nin ilanı, Osmanlı’nın Batı’ya uyum çabalarının bir dönüm noktasıydı. Ancak bu modernleşme hamlesi, yüzeysel kaldı. Avrupa’ya öğrenciler gönderildi ama ekonomi eğitimi alanların sayısı yok denecek kadar azdı. Oysa aynı dönemde Japonya, benzer bir geri kalmışlık sorunuyla karşı karşıyaydı. Onlar, Batı’ya gönderdikleri öğrencilerin neredeyse tamamını ekonomi ve mühendislik gibi kalkınmanın temelini oluşturan alanlara yönlendirdi. Japonya’nın attığı bu adımlar öylesine etkiliydi ki, ekonomi biliminin matematiksel yöntemlerle gelişimine öncülük eden William Stanley Jevons’un öğrencilerinin büyük kısmını Japonlar oluşturuyordu. Osmanlı ise hâlâ düşünce üretimini, ekonomiyi ve toplumsal dönüşümü bilimsel temellere oturtmanın gerekliliğini kavrayamıyordu. Bir toplum düşünün: 16. yüzyılda ortaya çıkan Merkantilizm’i, 18. yüzyıldaki Liberalizm’i, 19. yüzyılın Marksizm’ini anlamadan; tartışma...

Mülkiyetin Meşruiyet Koşulları Üzerine: Kıt Kaynaklar, Yaşama Hakkı ve Toplumsal Uzlaşı

  Mülkiyet kavramı, siyaset felsefesi ve hukuk kuramında en çok tartışılan başlıklardan biridir. Kimileri için mülkiyet bireyin özgürlüğünün önkoşulu, kimileri için başarının ödülü, kimileri için ise eşitsizliklerin kaynağıdır. Aydınlanma Çağı düşünürlerinin en etkililerinden biri olarak kabul edilen ve genellikle “liberalizmin babası” sayılan John Locke, mülkiyetin emeğin doğal sonucu olduğunu savunurken; Jean-Jacques Rousseau, özel mülkiyetin toplumsal eşitsizliğin ve köleliğin başlangıcı olduğunu ileri sürmüştür. Marx ise üretim araçlarının özel mülkiyetini sömürü düzeninin kurucu unsuru olarak değerlendirmiştir. Bu makalede mülkiyetin doğasına dair soyut tartışmaları somutlaştırmak için bir düşünce deneyi kullanacağım: Sekiz insanın yaşadığı, tek gıda kaynağının bir meyve ağacı olduğu bir ada. Bu senaryo üzerinden mülkiyetin meşruiyet koşullarını irdeleyecegim. 1. Mülkiyetin Doğal Hak İddiası Locke’un yaklaşımıyla düşünüldüğünde, ağacı ilk bulan veya emeğini katan kişi onu ...

Türkiye'de Yargı Robotlara mı Bırakılmalı?

Bu ülkede adaletin siyasetten bağımsız olmasını ne kadar çok konuştuk, değil mi? Yıllardır hâkimlerin, savcıların baskı altında kaldığını, suçsuz insanlara soruşturmalar açıldığını, anayasaya akırı yargı kararlarını, yargıdaki atamaların iktidar eliyle yapıldığını, insanların mahkemelere güvenini kaybettiğini yazıp duruyoruz. Adaletin terazisi eğildikçe, toplumun vicdanı da yara alıyor.Türkiye’de adalet, yıllardır iktidarların oyuncağı, sopası haline getirildi. Bazı hâkimler, savcılar, siyasi iktidarın gölgesinde karar veriyor. Adalet Bakanı’nın aynı zamanda Hâkimler ve Savcılar Kurulu’nun başkanı olduğu bir ülkede neredeyse hergün birileri çıkıp Türkiye hukuk devletidir, yargı tarafsızdır şablonunu  papagan gibi tekrarlıyor.  Bu çarpıklıklar yüzünden milyonlarca yurttaş adalete güvenmiyor. Ama elimizin altında yeni ve güvenilir bir imkân var: yapay zekâ. Kimi okurlar “Aman, adalet robotlara mı kalacak?” diyecek. Bu, büyük bir yanlış anlama. Amaç insanı sistemin ...