Ana içeriğe atla

Türkiye'de Yargı Robotlara mı Bırakılmalı?



Bu ülkede adaletin siyasetten bağımsız olmasını ne kadar çok konuştuk, değil mi? Yıllardır hâkimlerin, savcıların baskı altında kaldığını, suçsuz insanlara soruşturmalar açıldığını, anayasaya akırı yargı kararlarını, yargıdaki atamaların iktidar eliyle yapıldığını, insanların mahkemelere güvenini kaybettiğini yazıp duruyoruz. Adaletin terazisi eğildikçe, toplumun vicdanı da yara alıyor.Türkiye’de adalet, yıllardır iktidarların oyuncağı, sopası haline getirildi. Bazı hâkimler, savcılar, siyasi iktidarın gölgesinde karar veriyor. Adalet Bakanı’nın aynı zamanda Hâkimler ve Savcılar Kurulu’nun başkanı olduğu bir ülkede neredeyse hergün birileri çıkıp Türkiye hukuk devletidir, yargı tarafsızdır şablonunu  papagan gibi tekrarlıyor. 

Bu çarpıklıklar yüzünden milyonlarca yurttaş adalete güvenmiyor. Ama elimizin altında yeni ve güvenilir bir imkân var: yapay zekâ.

Kimi okurlar “Aman, adalet robotlara mı kalacak?” diyecek. Bu, büyük bir yanlış anlama. Amaç insanı sistemin dışına itmek değil; tam tersine, insanı —ve kamu vicdanını— adaletin merkezine geri getirmektir. Yapay zekâ, hâkimlerin ve savcıların üzerinde biriken rutin, tekrarlayan ve veri yoğun işleri devralarak onların esas işine, değerlendirmeye ve vicdani muhakemeye zaman ayırmasını sağlar. Ayrıca algoritmik denetim, kararların gerekçelendirilmesini ve şeffaflığını artırır; siyasi müdahaleleri, rastlantısal önyargıları ve kurumsal baskıları sınırlamaya yardımcı olur. Yapay zekâ, duygusal önyargılardan, kıskançlıktan ya da ideolojik körlüklükten bağımsız bir analiz zemini sunar — bu zemin, insan yargısının etik yükünü hafifletirken, insanın muhakeme gücünü ve sorumluluğunu daha görünür kılar. Sonuç: Teknoloji değil, insan vicdanı güçlenir; adalet daha hesap verebilir, daha şeffaf, daha tutarlı ve daha insancıl olur.

Düşünün: Bir davanız var. Bugün olduğu gibi yıllarca sürmeyecek, adalet sürüncemede kalmayacak. Yapay zekâ dosyaları, içtihatları tarayacak, davanın hangi kanunlarla ilgili olduğunu işaretleyecek, benzer davalardan örnekler çıkaracak. Hâkimin önüne tertemiz, tarafsız, önyargısız bir tablo gelecek.

Kararı yine insan verecek. Ama artık o hâkim dosya yığınlarının altında ezilmeyecek, siyasetten gelen talimatların baskısında kalmayacak. Çünkü önünde yalnızca hukukun çizdiği çerçeve, anayasanın üstünlüğü ve kamu vicdanının sesi olacak.

Bugün Türkiye’de en çok çiğnenen haklardan biri adil yargılanma hakkı. Oysa bu hakkın korunması, anayasanın en temel görevi. Yapay zekâ destekli bir adalet sistemi, tam da bu noktada devreye giriyor: Kararların şeffaf, hesap verebilir ve önyargılardan arındırılmış olmasını sağlıyor. Böylece sadece dosya değil, özgürlük, eşitlik ve insan onuru da korunuyor.

Kısacası mesele “adaleti robotlara bırakmak” değil; meselemiz, adaleti siyasetin, ideolojinin ve kişisel ihtirasların pençesinden kurtarıp yeniden anayasanın ve temel hakların sarsılmaz zeminine oturtmak.

Bana kalırsa yapay zekâ ile birlikte gerçekleşecek asıl devrim, mahkeme salonlarında değil, atama, terfi ve disiplin mekanizmalarında olacak. Çünkü bugün hâkim ve savcıların kaderini belirleyen kurulun siyasetin boyunduruğu altında olduğu apaçık ortada.

Gerçek dönüşüm, bu yetkilerin baroların, akademinin, sivil toplumun ve yurttaşların da söz sahibi olduğu bağımsız bir kurula devredilmesiyle mümkün olur. İşte o zaman hep birlikte “yargı bizim yargımız” diyebileceğiz. Yargıyı siyasetin vesayetinden, parti emirlerinden, bürokratik çıkar hesaplarından kurtarabileceğiz.

Bunun bir diğer vazgeçilmez ayağı da hâkimlerin coğrafi teminatıdır. Yani hiçbir hâkimin, verdiği karardan dolayı sürgün edilircesine başka bir yere tayin edilmemesi. Coğrafi teminat sağlanmadıkça bağımsız yargıdan söz etmek mümkün değildir.

Yapay zekâ ise bu bağımsız kurulun gözetiminde, herkesin anlayabileceği algoritmalar ve şeffaf aygıtlarla çalışacak. Kararları gizli odalarda alınmış talimatlara değil, hukuk normlarına, kamu vicdanına ve anayasanın üstünlüğüne dayanacak.

Gerçek adalet ancak böyle mümkün olur: Bağımsız kurul + coğrafi teminat + şeffaf yapay zekâ. İşte o zaman bu ülkenin yurttaşları, “Artık yargı bizim yargımız” diyebilecek.

Elbette riskleri var. Yapay zekâ yanlış yapabilir, veriler yanlı olabilir. Ama burada en önemli fark şu: Yapay zekâ yanlış yaptığında, onu denetlemek, geriye dönüp izlemek mümkün. İnsan hataları ise çoğu zaman karanlıkta kalıyor.

Benim gördüğüm şu: Eğer bu sistemi doğru kurarsak, bu ülkenin vatandaşları ilk kez adaletin gerçekten tarafsız olduğuna inanacak. Mahkeme salonuna giren bir yurttaş, “Kararım siyasetle değil, hukukla verildi” diyecek.

Bu, hayal değil. Estonya gibi ülkeler şimdiden küçük davalarda bu yolu deniyor. Türkiye neden denemesin?

Biliyorum, kulağa radikal geliyor. Ama adaletin yerle bir olduğu bir ülkede radikal çözümlere de cesaret etmek zorundayız. Belki de yıllardır beklediğimiz bağımsız yargı, siyasetçilerin değil, toplumun ve teknolojinin ortak eseri olacak.

Ben buna inanmak istiyorum.


Yorumlar

Bu blogdaki popüler yayınlar

İki Kez Sürülmüş Halkın Sessizliği: Karamanoğullarının ve Mübadelenin Hafızası

  Bu hikâye benim için bir tarih anlatısı değil; bilinçdışımda   fısıltıyla konuşulan bir hafıza . Anne tarafım Girit’ten, baba tarafım Kavala’dan bu topraklara savrulmuş. Anneannem, Girit’te bir Rum ilkokulunda öğretmenlik yaparken, annesiyle birlikte bir sabah “gitmek zorundasınız” denilerek Anadolu’ya gönderilmiş. Dedem, Girit’ten çıkan 5 kardeşten biri.   Dedemle anneannem yıllarca kendi aralarında Rumca konuştular; o dil, ne tamamen geçmişti ne de bu topraklara aitti —tıpkı onların kalbi gibi. Baba tarafım Kavala’dan İzmir Menemen’e geldi. Toprakla tutunmaya çalışan, yoksul ama inatçı bir hayattı bu. Beş kardeşten yalnızca babam üniversite okuyabildi; diğerleri, göçün bıraktığı yoksulluğu sessizce omuzladı.Ben, iki yakadan gelen bu insanların çocuğuyum, yerinden edilmişliğin çocukları. Bu yazı, işte o yüzden yalnızca Karamanlıların, Giritlilerin, Kavala göçmenlerinin değil; iki kez sürülmüş, iki kez susmuş insanların hikâyesidir.   “Yel eser Karaman’da...

Enkazdan İlham Devşirmek: Modern Kariyer Yalanları ve "Başarılı" İflaslar

  Bu yazıyı dışarıdan bakan bir gözlemci ya da kulaktan dolma bilgilerle konuşan bir eleştirmen olarak yazmıyorum. Bahsettiğim o masalarda oturdum; aynı projelerde ter döktüm, hangi uyarının hangi ego duvarına çarptığını, hangi hataların bile bile örtbas edildiğini yakından izledim. İsim verebilir miyim? Hem de çok rahat. Ama derdim şahıslarla değil. Zira bu çağda hedef göstermek en kolay, sistemi anlamak ise en zor olanı. Asıl meselemiz sadece ekonomik başarısızlıklar değil; asıl mesele, başarısızlığın nasıl olup da bir başarı hikâyesine dönüştürülebildiği. Yıllarca o koltukları liyakatle değil, ilişki ağlarıyla işgal edenlerin; yetkinlikleri sorgulanırken nasıl olup da vazgeçilmez kılındıklarını konuşmalıyız. Bu, hafızası silinmiş bir sistemin, arkasında enkaz bırakanları ısrarla ödüllendirme hikâyesidir. Yüzü Kızarmayan "Başarı" Öyküleri En garibi de bu kişilerin, yarattıkları yıkımın tozları henüz yere inmemişken, hiçbir şey olmamış gibi sosyal mecralarda boy gös...

Kötülük mü Yoksa İyilik mi Daha Bulaşıcı?

Artık biliyorum: Kötülük, iyilikten çok daha bulaşıcı. Hem de sessiz, sinsi bir illet gibi... Tıpkı karanlık bir sis gibi, sinsice sızıyor, fark edilmeden insanların ruhuna işliyor. Ve insanlar, geçmişte maruz kaldıkları kötülükleri, travmaları farkında olmadan gelecekteki ilişkilerine taşıyor. Öfke, hayal kırıklığı, ihanet... Bunlar yalnızca bir anıya dönüşüp silinmiyor; belleğin kuytu köşelerinde birikiyor, zamanla kişiliğin dokusuna siniyor. Davranışlara kök salıyor, söylemlere işliyor, hatta sessizliklerin rengine bürünüyor. Freud’un o çarpıcı tespiti tam bu noktada yankılanıyor: ''Bastırılan asla yok olmuyor; yalnızca şekil değiştirip, en beklenmedik anda, çoğu zaman da en acımasız haliyle geri dönüyor.'' Bu döngünün sonucu ise korkunç: Özgüvenin erimesi, insanlara duyulan güvenin çöküşü... Bir zamanlar öfkeyle lanetlenen davranışlar, farkında olunmadan içselleşiyor ve masum insanların üzerine yöneliyor. Sevgiye aç kalanlar, zamanla sevgiyi iten bir zırha bürünüy...