Mülkiyet kavramı, siyaset felsefesi ve hukuk kuramında en çok tartışılan başlıklardan biridir. Kimileri için mülkiyet bireyin özgürlüğünün önkoşulu, kimileri için başarının ödülü, kimileri için ise eşitsizliklerin kaynağıdır. Aydınlanma Çağı düşünürlerinin en etkililerinden biri olarak kabul edilen ve genellikle “liberalizmin babası” sayılan John Locke, mülkiyetin emeğin doğal sonucu olduğunu savunurken; Jean-Jacques Rousseau, özel mülkiyetin toplumsal eşitsizliğin ve köleliğin başlangıcı olduğunu ileri sürmüştür. Marx ise üretim araçlarının özel mülkiyetini sömürü düzeninin kurucu unsuru olarak değerlendirmiştir.
Bu makalede mülkiyetin doğasına dair soyut tartışmaları somutlaştırmak için bir düşünce deneyi kullanacağım: Sekiz insanın yaşadığı, tek gıda kaynağının bir meyve ağacı olduğu bir ada. Bu senaryo üzerinden mülkiyetin meşruiyet koşullarını irdeleyecegim.
1. Mülkiyetin Doğal Hak İddiası
Locke’un yaklaşımıyla düşünüldüğünde, ağacı ilk bulan veya emeğini katan kişi onu kendisinin sayabilir. Bu iddia bireysel düzlemde haklı görülebilir. Ancak sınırlı kaynak koşullarında, diğer bireylerin hayatta kalma hakkını doğrudan tehdit eden bu iddia, toplumsal düzlemde meşruiyetini yitirir. Burada açıkça görülen şudur: Tek başına doğal hak, dolayısıyla doğal hukuk iddiası, kıt kaynak koşullarında toplumsal kabul yaratamaz.
2. Toplumsal Sözleşme ve Rızaya Dayalı Mülkiyet
Rousseau’nun çizdiği bu çerçeve uyarınca, mülkiyet ancak topluluk tarafından tanındığında ve ortak yarara hizmet ettiğinde anlam kazanır. Adadaki yedi kişinin, ağacın bir kişiye ait olmasına rıza göstermesi için birtakım koşulların sağlanması gerekir:
Meyvenin adil dağıtımı,
Ağacın korunması ve sürdürülebilirliğinin sağlanması,
Bireysel iddianın topluluk çıkarlarıyla uyumlu hale gelmesi.
Dolayısıyla mülkiyet, ancak toplumsal sözleşme içinde (anayasa), koşullu bir hak olarak tanınabilir.
3. Güç, İktidar ve Mülkiyetin Çatışmalı Doğası
Mülkiyetin bir diğer olası kaynağı da kaba kuvvet ve güçtür. Ağacı zorla ele geçiren kişi, diğerlerini boyun eğmeye zorlayabilir. Ancak bu durumda mülkiyet, meşru bir hak değil, zorbalığın bir tezahürüdür. Max Weber’in otorite tipleri üzerinden düşünürsek, bu tür bir sahiplenme karizmatik ya da zorlayıcı iktidara dayanır, fakat rasyonel-hukuki bir meşruiyet oluşturmaz. Bu da son yıllarda Türkiye'de sıklıkla tanıklık ettiğimiz gibi zorbalıkla ya da devlet gücüyle birilerinin mülküne çökmek gibi mülkiyetin çatışma üreten adaletsiz bir biçimini ortaya çıkarır.
4. Ortaklaşa Mülkiyet Seçeneği
Marxist perspektiften bakıldığında, üretim araçlarının özel mülkiyeti yerine kolektif mülkiyet seçeneği öne çıkar. Adadaki sekiz kişi ağacı “hepimizin” diyerek ortaklaşa sahiplenebilir. Bu durumda bireysel mülkiyet iddiası yerini ortak kullanım kurallarına bırakır. Böylece mülkiyet bir hak değil, toplumsal bir düzenleme biçimi haline gelir.
5. Kıt Kaynaklar ve Mülkiyetin Meşruiyet Koşulu
Buradan çıkarılacak temel sonuç şudur: Üretim araçlarının sınırlı olduğu bir düzende mülkiyet hakkı mutlak olamaz. Bir bireyin mülkiyet iddiası, ancak bu haktan yararlanamayanların insanca yaşama haklarını (barınma, beslenme, sağlık vb.) güvence altına aldığı ölçüde meşru kabul edilebilir.Rawls’un “farklılık ilkesi” perspektifinden bakıldığında, eşitsizlikler yalnızca en dezavantajlıların durumunu iyileştirdiği sürece meşrudur. Benzer şekilde, mülkiyet hakkı da, başkalarının yaşam hakkını ihlal etmediği ve hatta onu güvence altına aldığı ölçüde toplumsal onay bulabilir.
Sonuç
Mülkiyet, bireyin doğal bir hakkı değil, toplumsal bir inşadır. Onun meşruiyet kaynağı bireysel iddialar değil, topluluk tarafından verilen onaydır. Ancak bu onay koşulsuz değildir. Üretim araçlarının kıt ve sınırlı olduğu bir düzende mülkiyet hakkı, yalnızca başkalarının insanca yaşama hakkı garanti altına alındığında tanınabilir.
Dolayısıyla mülkiyetin meşruiyeti, mal, mülk edinme özgürlüğüyle değil, bu haktan yaralanamayanların adaletle ve insanca yaşam hakkının ne oranda sağlandığıyla ölçülmelidir. Başkalarının yaşam hakkını tehdit eden bir mülkiyet iddiası, mülkiyet değil tahakküm, zulüm ve adaletsizlik üretir. Bu bağlamda mülkiyet, insanın yaşama haklarının üzerinde değil, onlara bağlı olarak var olabilir.
Kaynakça
Locke, J. (1988). Two Treatises of Government. Cambridge: Cambridge University Press. (İlk basım 1689).
Rousseau, J.-J. (1997). Discourse on the Origin and Foundations of Inequality Among Men. (Çev. D. A. Cress). Indianapolis: Hackett Publishing. (İlk basım 1755).
Marx, K. (1990). Capital: Volume I. (Çev. B. Fowkes). London: Penguin Classics. (İlk basım 1867).
Rawls, J. (1999). A Theory of Justice. Cambridge, MA: Harvard University Press. (İlk basım 1971).
Sen, A. (1999). Development as Freedom. New York: Alfred A. Knopf.
Nussbaum, M. C. (2011). Creating Capabilities: The Human Development Approach. Cambridge, MA: Harvard University Press.
Weber, M. (1978). Economy and Society. Berkeley: University of California Press.

Yorumlar
Yorum Gönder