Kimi zaman devletlerin resmi ideolojileri, kimi zaman sömürgeciliğin açgözlü iştahı, kimi zaman da politikacıların iktidar hırsı bu hayal ürünü ayrımları kışkırttı. Bilimsel olarak var olmayan bir olgu, ırkçılık, tarih boyunca kölelik düzenlerinin, soykırımların, zorunlu göçlerin ve toplu kıyımların meşruiyet aracı hâline getirildi. İnsanlık, kendi uydurduğu “ırk” masalına inanarak, kendi kardeşlerini düşmana dönüştürdü; kendi toplumlarında cehennemler yarattı.
Tarih boyunca siyasetçiler, toplumları yönetmenin en kolay yolunun onları
ayrıştırmak olduğunu çok iyi bildiler. Var olmayan biyolojik farkları
büyüttüler, kültürel nüansları, “ırk”
diye pazarladılar, insanları birbirine düşman ederek siyasal güçlerini,
mevkilerini pekiştirdiler. Bugün ve geçmişte dünyada gördüğümüz pek çok
kutuplaşma, düşmanlık, bilimin değil; siyasetin, propagandanın ve ideolojik
mühendisliğin eseridir.
Oysa antropolojinin ve modern genetik biliminin ortaya çıkardığı gerçek tartışmaya
yer vermeyecek açıklıkta son derece net: Antropoloji ve genetik bilimi,
tartışmaya yer bırakmayacak kadar nettir: İnsanlar genetik olarak %99,8
oranında birbirinin aynısıdır.
Bu muazzam benzerliğin anlamı çok açık:
Bugün Alman, Fransız, Türk, Japon, Arap diye ayırdığımız tüm topluluklar,
aslında aynı ortak ataların torunlarıdır. Aramızdaki farklılıklar ise
biyolojik, ırksal değil, aynı aile içindeki küçük çeşitliliklerden ibarettir.
Binde 2’lik Fark: Küçük Bir Detayın Üzerine Kurulan Büyük Yanılgı
Evet, insan genomunun %99,8’i aynıdır.
Geriye kalan %0,2 ise göz rengi, saç tipi, cilt tonu gibi yüzeysel özellikleri
belirler.
Yani bu gün “ırk” diye tanımlanan tüm farklılıklar, insan genetik haritasının
sadece ufak bir parçasına dayanır.
Bilim insanlarının altını çizdiği gerçek şu:
Biyolojik olarak tanımlanabilir ırklar yoktur; sadece coğrafi ve iklimsel
adaptasyonların ürettiği küçük farklılıklar vardır.
Ten renginin koyuluğu güneş ışınına bir uyumdur.
Burun şekli iklim koşullarının sonucudur.
Vücut yapısı, sıcak ya da soğuk ortamlarda avantaj sağlayan küçük evrimsel
düzenlemelerdir. Hepsi bu.
Üstelik aynı ülke içindeki iki birey arasındaki genetik fark, farklı ülkelerden
iki insan arasındaki farktan daha fazla olabilir. Irk denen şeyin genetik
karşılığı yoktur; ama toplumsal karşılığı çok büyüktür.
Kültürlerin Ayrışması, Irkların Ayrışması Değildir
Tarih boyunca toplumlar farklı kültürler, diller, gelenekler ve kimlikler
geliştirdi.
Bu doğal bir çeşitliliktir; ancak biyolojik bir ayrım değildir.
Alman, Fransız, Türk, Kürt…
Hepimiz aynı Afrika kökenli ataların torunlarıyız.
Aramızdaki ayrımlar; devlet sınırlarının, tarihsel olayların, kültürel
tercihlerin ve sosyal öğrenmenin ürünüdür.
Bu yüzden:
Biz birbirimizden ırklar olarak değil, kültürel olarak ayrıyız.
Ve kültür, genetik yazgı ve insanları ırklara ayıran, düşmanlıklar
yaratan bir olgu değildir — değişebilir, dönüşebilir, paylaşılabilir.
O Halde Irkçılık Nedir? Bilim Açısından Bir Safsata
Bilim bize şunu tekrar tekrar gösteriyor:
“Üstün ırk”, “aşağı ırk” gibi iddialar, ırklara atfedilen nitelikler tamamen
uydurmadır.
Ancak insanlar bu bilim dışı yalanlara, saçmalıklara inandığı için: savaşlar
çıktı, soykırımlar yaşandı, toplumlar parçalandı, milyonlarca insan işkence gördü,
öldü. Gerçek olmayan bir düşünce, gerçek acılar doğurdu.
Son tahlilde ırkçılık biyolojik bir hakikat değil;Irkçılık, bilimsel temeli
olmayan, psikolojik bir çarpıklıktır; toplumsal manipülasyonla büyütülmüş bir
bilişsel bozulmadır. Sosyokültürel bir kurgudur.
Bugün dünya üzerindeki tüm insanlar, genetik olarak birbirine akraba;
binlerce yıl önce aynı atalarının izlerini taşıyor. Aramızdaki farkların
tamamı, evrimsel uyumların ince çizgileri ile kültürlerin yarattığı renklerden
ibaret. Bu yüzden: Düşmanlıklar, ırka dayalı önyargılar ve ayrımcılık, bilimin
ışığında çöken büyük bir safsatadır. Çünkü biyolojik olarak hepimiz aynı
hikâyenin, aynı kökün, aynı insanlığın parçalarıyız.
Ne yazık ki insanlık, tüm bilimsel verilere rağmen hâlâ bu yalın gerçeği kavrayabilmiş değil. Genetik olarak birbirimizin neredeyse aynısı olmamıza rağmen, “biz” ve “onlar” diye kurduğumuz hayali duvarları yıkamıyoruz. İşte bu bilinçsizlik, çoktan tarihin karanlık sayfalarında kalması gereken savaşların, soykırımların, sömürünün ve kitlesel acıların bugün bile devam etmesinin en büyük nedenidir.
Dünya hâlâ, gerçekte var olmayan ırksal ayrımlar uğruna acı çekiyor; yeryüzünün çeşitli bölgelerinde hâlâ insanlar kimlikleri, ten renkleri, doğdukları topraklar yüzünden öldürülüyor, horlanıyor, sürgün ediliyor. Oysa tüm bu acılar, insanlığın kendi elleriyle ördüğü bir yalanı hakikat sanıp onun gölgesinde suç işlemesinden başka bir şey değil. Bilim yüzyıllardır “aralarındaki fark biyolojik değil” diye haykırırken, milyonlar hâlâ sahte ayrılıkların gölgesinde yaşıyor.
İnsanlık ancak bu büyük yanılgıyla yüzleştiğinde; bütün insanların genetik olarak tek bir ailenin çocukları olduğunu kavradığında, geçmişin karanlığının bugünü zehirlemesini durdurabilir. Bu farkındalık, yalnızca bilimsel bir gerçek değil; nefretin sona ermesini, zulmün kapanmasını ve yeni bir insanlık bilincinin doğmasını sağlayacak ahlaki bir dönüşümdür.
İnsanlık, genetik olarak bir ailedir. Tüm insanlar kardeştir.Geriye kalan her şey, kültürün ve tarihin çarpıtılmasıyla yaratılmış yalanlardır.

Yorumlar
Yorum Gönder