Ana içeriğe atla

Kayıtlar

Eğriyle Doğru

Sokrates, Aristotales’in oğlu Glaukon ve öğrencileri yaşlı Kephalos’un evinde doğruluk ve eğrilik üzerinde tartışmaktadır. Glaukon,   konuşmasına yasanın neden çıktığını anlatarak başlar ve eğriyle doğru arasındaki farkları vurgulayarak devam eder:     ''Sen ne saf adamsın koca Sokrates. Şunu anlamalısın ki, doğru adam her işte doğru olmayan adam karşısında kaybeder. Bir doğruyla bir eğri ortak olsa, bu ortaklığın sonunda zararda olan hep doğrudur. Doğru adam çok, eğri adam az vergi verir. Almaya gelince iş tersinedir, doğru adam az eğri adam çok alır.  Bir eğri ile doğru yönetimin başına geçtiler mi, doğru kendini işe adayacağı için evine bile bakamaz duruma gelir. Doğruluğu onun devlet malından faydalanmasına engeldir. Üstelikte de, doğruluğu nedeniyle akrabalarını kayırmak istemeyeceği için akrabalarının nefretini kazanır.  Kötüyü öğrenmenin en kısa yolu, eğriliğin son noktasına kadar gitmektir. Öyle bir eğrilik düşün ki, onu yapanı mutluluğa ulaştırıyor, ...

Ya Ruh Hastasıysa?

Erich Fromm, İnsandaki Yıkıcılığın Kökenleri adlı 2 ciltlik eserinde Hitler'in kapsamlı ruh çözümlemesini yaptıktan sonra bu analizin gerekçelerini şöyle açıklar. ''Hitlerin karakteriyle ilgili olarak yaptığım çözümlememin amaçlarından biri; insanların olası Hitler'leri geçek yüzlerini göstermeden önce tanımalarına engel olan yanılgıları ortaya koymaktı. Bu yanılgı, yıkıcı insanın şeytan gibi davranması, hiçbir olumlu niteliklere sahip olmaması, uzaktan bakılınca bile yıkıcılıklarının anlaşılacağı inancından kaynaklanır. Oysa ruhsal çözümlemeler yıkıcı kişilerin genellikle nazik, gönül alıcı, ailesini, çocukları, havanları seven birer kişi kisvesine büründüğünü açıkça ortaya koyar. Onlar genellikle vatanseverlikten, iyilikten söz eden kişilerdir. Gerçekten de, doğuştan ''ahlaksal alıklar'' dışında iyi niyet ve incelikten kesinkes yoksun bir insan yoktur. Bu nedenlerle kötü insanların kolayca tanınabileceğine dayalı varsayım büyük bir risk yaratmak...

Kapitalizm

Kimler yoktu ki aramızda. Adam Smith, John Stuart Mill, Ricardo, Maltus, Jean-Baptiste Say ve  daha niceleri. Yazdıklarımız sadece kütüphaneler doldurmadı; ekonomi biliminin daha önemlisi  kapitalizmin temellerini attı. İngiltere'nin Lancashire şehrinde ete kemiğe büründük. İlk kez bacalarımız orada tüttü.  Savunduğumuz ideolojiyi, bireysellik, sınırlı devlet, piyasa ekonomisi, girişim özgürlüğü ilkeleri  üzerinde temellendirmiştik. Gerçekte, kimsenin özgürlüğüyle, bireyselliğiyle, refahı ve mutluluğuyla ilgili değildik. Tıpkı bugün olduğu gibi o yıllarda da amacımız:  Servet ve  sermaye biriktirmek,  biriken sermayeyi yeni işlere yatırarak saygınlık ve gönencimizi sürdürülebilir kılmaktı. Tüm mesele buydu. Küçük bir azınlığın refahının genelin yararına olduğunu, zenginlerin daha zenginleşerek topluma katkı sağlayacaklarını, bu bencilliğin(bireyselliğin) diğer insanların refahını artıracağını söylemiştik. Bugün,  bu yalan sayesinde, aramızd...

2016 Türkiye'sinde Bir Günden 4 Haber;

1 ) Epilasyon dinimize aykırı’ diye bağırdı, silahla dört kişiyi yaraladı: Bir epilasyon merkezine ait tanıtım broşürünü dağıtmak isteyenlerle sokaktaki çay ocağında oturan bir grup arasında tartışma çıktı. Görgü tanıklarına göre, tartışmanın büyümesiyle gruptakilerden biri silahını çekti ve “Bunlar dinimize aykırı. Bunları dağıtmayın, bizi rahatsız etmeyin” diye bağırdı. Daha sonra da rastgele dört el ateş etti. 2) Buca Fatih Sultan Mehmet Anadolu Lisesi’nde öğrencilere izletilen National Geographic’in ‘Cosmos’ belgeselini izleten tarih öğretmeni Kahraman Kepenkçi, belgesel ‘İslam’a aykırı’ olduğu gerekçesiyle şikayet edildi:  Başbakanlık İletişim Merkezi aracılığıyla yapılan şikayette, “Buca Fatih Sultan Mehmet Anadolu Lisesi tarih öğretmeni, Cosmos adlı ateizm görüşünü dikteleyen varoluşu tamamı ile Darwin’ci teori ile İslam’a aykırı belgeseli birçok dersinde öğrencilere izlettirmiştir. Yüzde 97’si Müslüman olan bu ülkede bu davranışın gereğinin yapılmasını arz ederim”...

Türkiye'de Kentleşme ve Sözde Seçkinler

Yıl 1980. Türkiye nüfusunun %56'sı kırsalda % 44'ü kentlerde yaşıyor. Dış baskıların paralelinde 12 Eylül Darbesi sonrasında tarımın devlet eliyle çökertilmesiyle birlikte, köylerde yaşayan on milyonlarca insan adeta zorunlu göçe tabi tutuldu. Türkiye'nin demografik yapısı yakın tarihte hiçbir ülkede eşi benzeri görülmemiş bir   hızla değiştirildi. Bir sömürge ekonomisi yaratmak uğruna toplumun geleneksel dokusu tamamen parçalandı. Üretimsizleştirilmiş yardıma muhtaç köylüler büyük kentlerin varoşlarına sığınmak zorunda bırakıldılar: Bu insanlar;   ''piyasa'' ekonomisine uyum sağlamaya, sefalet içinde yaşamaya yeten bir ücret karşılığı çalışmaya ya da işsizliğe zorlandılar.   Neredeyse tüm   toplumsal kesimler çok önemli kültürel, sosyal, ekonomik sonuçlar doğuracak bu toplumsal keşmekeşi bilinçli bir kayıtsızlıkla seyretti. Çünkü büyük kentlerin yeni sakinleri; sermaye için ucuz işgücü, siyasetçiler için oy, tarikatlar için mürit demekti. Süreç...

Sevgi nerede...

Cemaatler Siyaset ve İşdünyası

FETÖ soruşturması çerçevesinde yüzlerce şirket, holding soruşturuluyor. İşinsanı kılığına girmiş sahte girişimciler darbeci  terör örgütüne mali yardım sağlama, üye olma suçlamasıyla gözaltına alınıyor, tutuklanıyor. Siyaset, cemaat, iş dünyası  üçgenindeki kirli ilişkiler bir bir ortaya saçılıyor. Aslında tanıklık ettiğimiz Osmanlıdan günümüze süregelen bir geleneğin dışa vurumundan başka bir şey değil. Öyle ki,  bugün, faaliyet gösteren birçok holdingin mevcut konumunu ürettikleri mal ve hizmetlerden, geliştirdikleri teknolojiden ziyade devlet kurumlarının kapalı kapıları ardında kurulan ilişkilere borçlu olduğu bilinen bir gerçek. (Tek parti dönemi vurguncuları, Demokrat parti, Adalet Partisi ANAP, AKP zenginleri...) Yıllardır, kamu ve özel sektörde  liyakat ve başarıyı dışlayan ''ilişki yönetimi''nin temel belirleyici olduğu bir anlayış egemen. Dolayısıyla Türkiye'de sermayenin ilişkiyle biriktirilmesi, işin aşın eşin ilişkiyle bulunması, konum ve saygınlığın...