Fromm’a göre en büyük yanılgı, yıkıcı kişilikleri şeytani, kaba, açıkça kötü görünen figürler olarak tahayyül etmektir. Oysa gerçek çok daha sarsıcıdır: Yıkıcı insanlar çoğu zaman nazik, sevecen, aile değerlerine bağlı, hatta hayvanları seven kişiler olarak görünürler. Vatanseverlikten, iyilikten, sevgiden, ahlaktan söz ederler. Kısacası, toplumun güven duyduğu, önemsediği değerleri ustalıkla sahiplenirler.
Bu durum, kötülüğün en tehlikeli biçimini oluşturur: Tanınamayan kötülük. Çünkü insanlar, kötülüğün ancak açık ve kaba biçimleriyle karşılaştiklarinda kötü insanları iyi insanlardan ayırabilirler. Oysa Fromm’un altını çizdiği gibi, doğuştan tamamen “ahlaki yoksunluk” taşıyan kötü bireyler nadirdir. Bu nedenle kötülük, çoğu zaman sıradanlığın, uyumun ve hatta “iyilik görüntüsünün” ardına saklanır.
Fromm’un
belki de en çarpıcı tespiti şudur:
Hitler’i eşsiz kılan şey zekâsı ya da kişisel yetenekleri değil; onun
yükselmesini mümkün kılan tarihsel ve toplumsal koşullardı. Eğer o koşullar yeniden
oluşursa, benzer kişiliklerin günümüzde de ortaya çıkması kaçınılmazdır. Yani mesele
tek bir “canavar” değil; uygun zemini bulduğunda harekete geçebilecek sayısız
potansiyel canavardır.
İnsanlık tarihi, ister zor yoluyla ister seçimle iktidara gelmiş, yıkıcı eğilimlere sahip liderlerin yol açtığı felaketlerle doludur. Bu gerçek, demokrasinin yalnızca bir yönetim biçimi değil; aynı zamanda bir koruma mekanizması olduğunu hatırlatır.
Gerçek bir demokraside, hiçbir güç hiçbir yetki sınırsız değildir. Yasama, yürütme ve yargı arasındaki denge; özgür basın, güçlü sivil toplum ve bağımsız kurumlar, yalnızca birer “sistem unsuru” değil, aynı zamanda toplumu yıkıcı kişiliklerin insafına bırakmayan hayati güvenlik yapılarıdır.
Ancak demokrasinin kurumsallaşmadığı ya da yalnızca biçimsel olarak var olduğu Türkiye gibi gelişmekte olan toplumlarda bu mekanizmalar kağıt üzerinde kalır. Anayasal sınırlar, güçlü bir demokratik kültürle desteklenmediğinde, gücün kötüye kullanımını engelleyemez. Bu da toplumu, Fromm’un sözünü ettiği o “tanınamayan yıkıcılık” karşısında savunmasız bırakır.
Bugün
gelişmekte olan birçok ülkede —Türkiye dahil— asıl sorun yalnızca kötü
liderlerin varlığı değil; onları sınırlayacak kurumsal yapıların yeterince
güçlü olmamasıdır. Çünkü mesele kişilerden çok daha derindir:
Sorun, o kişilerin ortaya çıkmasını mümkün kılan sistemdir.
Sonuç
olarak, Fromm’un uyarısı hâlâ güncelliğini koruyor:
Kötülük her zaman bağırarak gelmez. Bazen gülümser, ikna eder, umut vaat eder.
Ve tam da bu yüzden tehlikelidir.
Demokrasiyi korumak, yalnızca oy vermekle değil; kurumları güçlendirmek, hukuku üstün kılmak ve eleştirel aklı canlı tutmakla mümkündür. Çünkü tarih bize şunu defalarca gösterdi:
Koşullar oluştuğunda, “yeni Hitler’ler” her zaman ihtimal dahilindedir.
Ve onları engellemenin tek yolu, o koşulların oluşmasına izin vermemektir.

Yorumlar
Yorum Gönder