Ana içeriğe atla

Ya Ruh Hastasıysa?

Erich Fromm, İnsandaki Yıkıcılığın Kökenleri adlı 2 ciltlik eserinde Hitler'in kapsamlı ruh çözümlemesini yaptıktan sonra bu analizin gerekçelerini şöyle açıklar.

''Hitlerin karakteriyle ilgili olarak yaptığım çözümlememin amaçlarından biri; insanların olası Hitler'leri geçek yüzlerini göstermeden önce tanımalarına engel olan yanılgıları ortaya koymaktı. Bu yanılgı, yıkıcı insanın şeytan gibi davranması, hiçbir olumlu niteliklere sahip olmaması, uzaktan bakılınca bile yıkıcılıklarının anlaşılacağı inancından kaynaklanır. Oysa ruhsal çözümlemeler yıkıcı kişilerin genellikle nazik, gönül alıcı, ailesini, çocukları, havanları seven birer kişi kisvesine büründüğünü açıkça ortaya koyar. Onlar genellikle vatanseverlikten, iyilikten söz eden kişilerdir. Gerçekten de, doğuştan ''ahlaksal alıklar'' dışında iyi niyet ve incelikten kesinkes yoksun bir insan yoktur. Bu nedenlerle kötü insanların kolayca tanınabileceğine dayalı varsayım büyük bir risk yaratmaktadır çünkü kötü insanlar yıkıcılıklarını dışa vurmadan tanınamazlar. Yıkıcı kişilikli insanlar tehlikeli olacak kadar kalabalıktırlar. Elbette her yıkıcı Hitler olamaz. Ama unutulmamalıdır ki, Hitler bir dahi değildi, sahip olduğu yetkinlik eşsiz bir nitelik taşımıyordu. Eşsiz olan onun yükselmesine ortam oluşturan toplumsal siyasal koşullardı; tarihsel anları gelip çatarsa ortaya çıkma potansiyeli taşıyan yüzlerce Hitler aramızda yaşamaktadır.''

İnsanlık tarihi, zor kullanarak ya da seçimle gücü ele geçiren bozuk kişilikli siyasetçilerin yol açtığı felaketlerle doludur. Bu nedenle demokrasilerde bir erkin diğerine üstünlük kurmasını engelleyen denge denetleme sistemleri; ülkeleri yıkıcı kişilik özeliklerine sahip siyasetçilerin yol açacağı felaketlerden korumak açısından yaşamsal bir öneme sahiptir.   

Ne var ki,  demokrasinin kurumsallaşmadığı ülkeler, gücün anayasa ya da yasalarla sınırlandırılması durumunda bile gücün kötüye kullanılmasını engelleyememektedir.  Bugün az gelişmiş veya Türkiye gibi gelişmekte olan ülkeler olası yeni Hitler'lerin yol açacağı zulme karşı anayasal ve yasal  koruma mekanizmalarından yoksundur.  Demokrasinin tüm kurumlarıyla, kalıcı bır şekilde inşa edildiği günlerin biran önce ulaşma dileğiyle.... 

Yorumlar

Bu blogdaki popüler yayınlar

İki Kez Sürülmüş Halkın Sessizliği: Karamanoğullarının ve Mübadelenin Hafızası

  Bu hikâye benim için bir tarih anlatısı değil; bilinçdışımda   fısıltıyla konuşulan bir hafıza . Anne tarafım Girit’ten, baba tarafım Kavala’dan bu topraklara savrulmuş. Anneannem, Girit’te bir Rum ilkokulunda öğretmenlik yaparken, annesiyle birlikte bir sabah “gitmek zorundasınız” denilerek Anadolu’ya gönderilmiş. Dedem, Girit’ten çıkan 5 kardeşten biri.   Dedemle anneannem yıllarca kendi aralarında Rumca konuştular; o dil, ne tamamen geçmişti ne de bu topraklara aitti —tıpkı onların kalbi gibi. Baba tarafım Kavala’dan İzmir Menemen’e geldi. Toprakla tutunmaya çalışan, yoksul ama inatçı bir hayattı bu. Beş kardeşten yalnızca babam üniversite okuyabildi; diğerleri, göçün bıraktığı yoksulluğu sessizce omuzladı.Ben, iki yakadan gelen bu insanların çocuğuyum, yerinden edilmişliğin çocukları. Bu yazı, işte o yüzden yalnızca Karamanlıların, Giritlilerin, Kavala göçmenlerinin değil; iki kez sürülmüş, iki kez susmuş insanların hikâyesidir.   “Yel eser Karaman’da...

Enkazdan İlham Devşirmek: Modern Kariyer Yalanları ve "Başarılı" İflaslar

  Bu yazıyı dışarıdan bakan bir gözlemci ya da kulaktan dolma bilgilerle konuşan bir eleştirmen olarak yazmıyorum. Bahsettiğim o masalarda oturdum; aynı projelerde ter döktüm, hangi uyarının hangi ego duvarına çarptığını, hangi hataların bile bile örtbas edildiğini yakından izledim. İsim verebilir miyim? Hem de çok rahat. Ama derdim şahıslarla değil. Zira bu çağda hedef göstermek en kolay, sistemi anlamak ise en zor olanı. Asıl meselemiz sadece ekonomik başarısızlıklar değil; asıl mesele, başarısızlığın nasıl olup da bir başarı hikâyesine dönüştürülebildiği. Yıllarca o koltukları liyakatle değil, ilişki ağlarıyla işgal edenlerin; yetkinlikleri sorgulanırken nasıl olup da vazgeçilmez kılındıklarını konuşmalıyız. Bu, hafızası silinmiş bir sistemin, arkasında enkaz bırakanları ısrarla ödüllendirme hikâyesidir. Yüzü Kızarmayan "Başarı" Öyküleri En garibi de bu kişilerin, yarattıkları yıkımın tozları henüz yere inmemişken, hiçbir şey olmamış gibi sosyal mecralarda boy gös...

Yalnızlık mı, Tek Taraflı Kalabalık mı?

Artık bazı şeyleri yapmayı bıraktım. Aramayı bıraktım. Mesaj atmayı bıraktım. Hatırlatmayı, davet etmeyi, özel günleri kutlamayı bıraktım. Ve fark ettim ki bazı ilişkiler benim ugraşım sonucu ayakta duruyormuş. Oysa iletişim dediğimiz şey iki yakası olan bir köprüdür,  tek tarafli iletişim bağ değil; yüktür. Sürekli sen arıyorsan, sen soruyorsan, sen hatırlıyorsan, sen toparlıyorsan… Orada iletişim yoktur. Orada alışkanlıkla sürdürülen, tek taraflı bir bağ vardır. Bazen bilerek sessizleşmek gerekir. Geri çekilip bakmak: Kim fark edecek? Kim arayacak? Kim merak edecek? Ve çoğu zaman gerçekle yüzleşirsin: Sen sustuğunda, herkes sus pus olmuştur. Aslında bu bir kayıp değildir. Bu bir ayıklamadır. Kendi yokluğunda kimlerin eksildiğini görmek, hayatın en dürüst aynasıdır. Peki ya yalnızlık?  Kötü bir şey mi yalnızlık? Kesinlikle hayır. Zorunlu kalabalık çok daha kötüdür. Yan yanayken bile anlaşılmamak, konuşurken karşılık bulamamak… Bunlar, yalnızlıktan çok daha ağırd...