Yaşam, mutluluk beklentisinin ardı sıra sürüklenen sonlu, sonlu olduğu kadar da bezdirici bir mücadele. Bu süreçte, neredeyse her gün kendimize yönelttiğimiz ''Mutluluk nedir'' sorusu tıpkı yaşamın anlamı nedir sorusu gibi ortak betimlemelerleyanıtlanamayacak bir soru. Öyle ya, tanımlayamadığımız, içinde yaşanılan kültüre, ana, koşullara göre sürekli güncellenen ve kimin yazdığı belirsiz bir reçete mutluluk. Hızla akıp giden zaman içinde, an koşutunda duyulur algılanabilir olan, ardından belirsizleşen, günlük akışla saç saça baş başa gelen bir hayalet adeta. Mutluluk, bazen refah kılığında, bazen aşk sevgi cinsellik, bazen anne, baba, eş sıfatlarıyla bazen de zindelik, sağlık kılığında çıkar karşımıza. O, sanılanın aksine sürdürülebilir değildir, gelecekte kullanılmak üzere biriktirilemez ve onun en büyük düşmanı konformizmdir. Birileri, her saat her dakika kulağımıza “mutluluğu istiyorsun, onu hak ediyorsun; o sana ait, onu elde edebilirsin, öyleys...