Ana içeriğe atla

Kayıtlar

Aşkın Kimyasal Çorbası: bilinçli bir süreç mi? Yoksa Bir Avuç Hormon mu?

İnsanoğlu aşkı binlerce yıldır şiirle, mitolojiyle, falcı teyzelerle açıklamaya çalıştı. Halbuki işin özeti şu: Beyin size birkaç hormon salgılıyor, siz de “ruh eşim!” diye ortalıkta dolanıyorsunuz. İşte aşkın kimyasal menüsü 👇 1. İlk Bakışta Aşk: Dopamin = Bedava Kokain Gördünüz, beğendiniz, kalbiniz yerinden fırlayacak gibi. Sanıyorsunuz ki kader ağlarını örüyor… Yok öyle bir şey. Beyin size dopamin salgılıyor. Bu hormon tam bir parti manyağı: enerji, mutluluk, bağımlılık… Yani adeta bedava kokain. Yanına adrenalin ve noradrenalin de eklenince sonuç belli: El titremesi, kalp çarpıntısı, midede kelebek değil, resmen “pankart açmış gösteri yürüyüşü” 2. Serotonin = Tatildeki Mantık Âşıkken serotonin seviyeniz düşüyor. Normalde bu hormon size “saçmalama, işine bak” derdi ama aşk süresince izin alıp tatile çıkıyor. Sonuç: Takıntılar başlıyor. WhatsApp’ta çevrimiçi mi, değil mi? 37 kez baktınız, hâlâ cevap yok. Bunu aşkın yarattığı bir romantizm sanıyorsunuz, aslında beyniniz serotonin aç...

Hakaret”in Gölgesinde Özgürlük: Türkiye’de İfade Hakkının Daraltılması Üzerine

21. yüzyılın başından itibaren Türkiye’de “hakaret” kavramı, yalnızca kişisel onuru koruyan bir hukuki norm değil; siyasal iktidarın eleştiriden kaçınmak için başvurduğu en güçlü araçlardan biri hâline gelmiştir. İfade özgürlüğü, evrensel anlamda “rahatsız edici olanı da kapsayan” bir haktır. Ancak Türkiye'de, bu hak özellikle son yirmi yılda sistematik biçimde “hakaret kisvesi” altında kısıtlanmakta, düşünce ile suçun sınırları giderek belirsizleşmektedir. Bu makale, Türkiye’deki “hakaret” olgusunu yalnızca yerel bir mesele olarak değil, tüm insanlığa örnek teşkil edebilecek evrensel bir tehdit olarak ele almayı amaçlamaktadır. 1. Türkiye’de Hakaret Suçunun Araçsallaşması Türk Ceza Kanunu’nun 299. maddesi, “Cumhurbaşkanına hakaret” suçunu düzenler. Bu madde, 2014 yılından itibaren yoğun biçimde uygulanmış, on binlerce yurttaş yalnızca bir söz, bir karikatür, bir paylaşım nedeniyle soruşturmalara ve davalara maruz kalmıştır. Bu davalarda sanıkların kimliği değil, söyled...

Hedonizmin Sessiz Yıkımı

Bir zamanlar insanlar yollara düşerdi; kimi bir aşkı unutmak, kimi kendini yeniden bulmak için... Yolculuk, dış dünyadan çok içe yapılan bir arayıştı. Doğasından koparılmış insanın, doğayla yeniden bütünleşme çabasıydı bu. Dönüşmeye, sorgulamaya, öğrenmeye dair bir niyet... Peki ya şimdi? Mutluluğun tüketimle özdeşleştiği, yaşamın amacının hazla tanımlandığı bu çağda yolculuk artık bir içsel keşif değil; bir fetih, bir tüketim seferine dönüştü. Bugün turizm, çoğunlukla “dinlenmek”, “yeni yerler görmek” ya da “kültürel zenginliklerle buluşmak” gibi masum kavramlarla pazarlanıyor. Ancak dikkatle bakıldığında, modern turizmin ardında daha karanlık bir dinamik yatıyor: Mutluluğun tüketimle, yaşamın hedonizmle tanımlanması. Turizm sektörü doğayı metalaştırıyor. Ormanlar, sahiller, tarihi yapılar yalnızca “turist çeksin” diye şekillendiriliyor. Yerel halk kendi topraklarında hizmetkâr konumuna indirgeniyor. Geleneksel yaşam biçimleri, özgün kültürler birer “gösteri”ye, tüketilece...