Ana içeriğe atla

Aşkın Kimyasal Çorbası: bilinçli bir süreç mi? Yoksa Bir Avuç Hormon mu?


İnsanoğlu aşkı binlerce yıldır şiirle, mitolojiyle, falcı teyzelerle açıklamaya çalıştı. Halbuki işin özeti şu: Beyin size birkaç hormon salgılıyor, siz de “ruh eşim!” diye ortalıkta dolanıyorsunuz. İşte aşkın kimyasal menüsü 👇

1. İlk Bakışta Aşk: Dopamin = Bedava Kokain

Gördünüz, beğendiniz, kalbiniz yerinden fırlayacak gibi. Sanıyorsunuz ki kader ağlarını örüyor… Yok öyle bir şey. Beyin size dopamin salgılıyor. Bu hormon tam bir parti manyağı: enerji, mutluluk, bağımlılık… Yani adeta bedava kokain.

Yanına adrenalin ve noradrenalin de eklenince sonuç belli: El titremesi, kalp çarpıntısı, midede kelebek değil, resmen “pankart açmış gösteri yürüyüşü”

2. Serotonin = Tatildeki Mantık

Âşıkken serotonin seviyeniz düşüyor. Normalde bu hormon size “saçmalama, işine bak” derdi ama aşk süresince izin alıp tatile çıkıyor.

Sonuç: Takıntılar başlıyor. WhatsApp’ta çevrimiçi mi, değil mi? 37 kez baktınız, hâlâ cevap yok. Bunu aşkın yarattığı bir romantizm sanıyorsunuz, aslında beyniniz serotonin açlığı çekiyor.

3. Oksitosin = Sıvı Bant

Biraz vakit geçti, “ilk heyecan” azaldı. İşte burada oksitosin sahneye giriyor. Sarılınca, öpünce, hatta “aynı battaniye altında Netflix'i açınca” salgılanıyor. Bu hormon bildiğiniz sıvı bant: Partneri size yapıştırıyor, artık ayırmak için spatula lazım.

4. Vazopressin = Kıskançlık kulübü Başkanı

Sahiplenme ve sadakat hormonumuz. Bir yandan “benimsin” dedirtiyor, bir yandan kıskançlık krizlerinin doğal sponsoru. Kısacası: vazopressin = kıskançlık kulübü üyelik kartı.

5. Endorfin = Ev Hali Çayı

İlişki oturdu, kalp atışları normale döndü. Panik yok, aşk bitmedi! Devreye endorfin giriyor. Bu hormon huzur, güven, rahatlık veriyor. Birlikte çay içmek, markete gitmek, aynı fıkraya yıllardır gülmek… İşte aşkın uzun ömürlü versiyonu.

Sonuç: Şairler Abartıyor, Hormonlar İşini Yapıyor Aşk bazen dopamin çılgınlığı, bazen oksitosin yapışkanlığı, bazen endorfin huzuru.

Yani aşk dediğiniz şey, biyolojinin size oynadığı en romantik tiyatro.

Ama güzel yanı şu: Senaryo kimyasal, ama rol sizin. 🎭

Yorumlar

Bu blogdaki popüler yayınlar

İki Kez Sürülmüş Halkın Sessizliği: Karamanoğullarının ve Mübadelenin Hafızası

  Bu hikâye benim için bir tarih anlatısı değil; bilinçdışımda   fısıltıyla konuşulan bir hafıza . Anne tarafım Girit’ten, baba tarafım Kavala’dan bu topraklara savrulmuş. Anneannem, Girit’te bir Rum ilkokulunda öğretmenlik yaparken, annesiyle birlikte bir sabah “gitmek zorundasınız” denilerek Anadolu’ya gönderilmiş. Dedem, Girit’ten çıkan 5 kardeşten biri.   Dedemle anneannem yıllarca kendi aralarında Rumca konuştular; o dil, ne tamamen geçmişti ne de bu topraklara aitti —tıpkı onların kalbi gibi. Baba tarafım Kavala’dan İzmir Menemen’e geldi. Toprakla tutunmaya çalışan, yoksul ama inatçı bir hayattı bu. Beş kardeşten yalnızca babam üniversite okuyabildi; diğerleri, göçün bıraktığı yoksulluğu sessizce omuzladı.Ben, iki yakadan gelen bu insanların çocuğuyum, yerinden edilmişliğin çocukları. Bu yazı, işte o yüzden yalnızca Karamanlıların, Giritlilerin, Kavala göçmenlerinin değil; iki kez sürülmüş, iki kez susmuş insanların hikâyesidir.   “Yel eser Karaman’da...

Enkazdan İlham Devşirmek: Modern Kariyer Yalanları ve "Başarılı" İflaslar

  Bu yazıyı dışarıdan bakan bir gözlemci ya da kulaktan dolma bilgilerle konuşan bir eleştirmen olarak yazmıyorum. Bahsettiğim o masalarda oturdum; aynı projelerde ter döktüm, hangi uyarının hangi ego duvarına çarptığını, hangi hataların bile bile örtbas edildiğini yakından izledim. İsim verebilir miyim? Hem de çok rahat. Ama derdim şahıslarla değil. Zira bu çağda hedef göstermek en kolay, sistemi anlamak ise en zor olanı. Asıl meselemiz sadece ekonomik başarısızlıklar değil; asıl mesele, başarısızlığın nasıl olup da bir başarı hikâyesine dönüştürülebildiği. Yıllarca o koltukları liyakatle değil, ilişki ağlarıyla işgal edenlerin; yetkinlikleri sorgulanırken nasıl olup da vazgeçilmez kılındıklarını konuşmalıyız. Bu, hafızası silinmiş bir sistemin, arkasında enkaz bırakanları ısrarla ödüllendirme hikâyesidir. Yüzü Kızarmayan "Başarı" Öyküleri En garibi de bu kişilerin, yarattıkları yıkımın tozları henüz yere inmemişken, hiçbir şey olmamış gibi sosyal mecralarda boy gös...

Yalnızlık mı, Tek Taraflı Kalabalık mı?

Artık bazı şeyleri yapmayı bıraktım. Aramayı bıraktım. Mesaj atmayı bıraktım. Hatırlatmayı, davet etmeyi, özel günleri kutlamayı bıraktım. Ve fark ettim ki bazı ilişkiler benim ugraşım sonucu ayakta duruyormuş. Oysa iletişim dediğimiz şey iki yakası olan bir köprüdür,  tek tarafli iletişim bağ değil; yüktür. Sürekli sen arıyorsan, sen soruyorsan, sen hatırlıyorsan, sen toparlıyorsan… Orada iletişim yoktur. Orada alışkanlıkla sürdürülen, tek taraflı bir bağ vardır. Bazen bilerek sessizleşmek gerekir. Geri çekilip bakmak: Kim fark edecek? Kim arayacak? Kim merak edecek? Ve çoğu zaman gerçekle yüzleşirsin: Sen sustuğunda, herkes sus pus olmuştur. Aslında bu bir kayıp değildir. Bu bir ayıklamadır. Kendi yokluğunda kimlerin eksildiğini görmek, hayatın en dürüst aynasıdır. Peki ya yalnızlık?  Kötü bir şey mi yalnızlık? Kesinlikle hayır. Zorunlu kalabalık çok daha kötüdür. Yan yanayken bile anlaşılmamak, konuşurken karşılık bulamamak… Bunlar, yalnızlıktan çok daha ağırd...