Ana içeriğe atla

İnsanlar Var

İnsanlar var. Sadece ama sadece kendi özgür istenciyle liyakatsize, cahile, bezdiriciye ''al işini al koltuğunu başına çal'' demiş insanlar.

Makam uğruna, servet uğruna cehaletin, yetkinsizliğin parçası olmayı, akıl dışılığın, dayatmanın önünde diz çökmeyi  reddetmiş insanlar.

Varsıllık kadar yoksulluğu da dürüstçe taşımış, terk ettiği kapıyı ihsan için kişisel çıkar için tekrar çalmamış insanlar.

Doğrularını bildiğini kadar yanlışlarını bilmiş, hatalarını içtenlikle itiraf etmiş, yergileri övgüler kadar anlayışla dinlemiş insanlar.

Milyonlarca dolarlık gelir kapılarını geri dönmeme kararlığıyla terk ederken neden böyle bir karar aldığını yakınlarına umarsızca açıklamaya çalışmış insanlar. 

Yarattığı değeri, karmaşık analizlere, çarpıtmalara, gösterilere gerek duymadan sadece matematiğin 4 işlemiyle gözler önüne sermiş insanlar.

Hiçbir ahlaksızlığın, yalanın, hırsızlığın, talanın, vurgunun içinde bulunmamış insanlar.

Kimsenin koltuğunu hiçbir koşul altında terk etmediği, herkesin sahip olduğuna dört elle sarıldığı bir kültürde;''Dur gitme ne yapıyorsun?'' diyenlere '' gidiyorum'' diyebilmiş insanlar.

Tavrının, isyanının, suskunluğunun anlaşılmasını naiflikle beklemiş, anlaşılmamış insanlar...

Bu insanlar ne zaman çileden çıkar bilir misiniz?  

Doğruyu anlatma, gelecek nesilleri uyarma uğraşının bir ikbal, bir kişisel çıkar beklentisiyle ilişkilendirildiği zaman. Tepkilerinin ruhsal bunalımla, klavye silahşorluğuyla örtüştürülmeye çalışıldığı zaman.

Bu insanlar ne zaman isyanlarını haykırmak ister bilir misiniz?

Yüzlerce insanın gece gündüz demeden yıllarını vererek yarattığı bir hazinenin; liyakatsiz haz alem düşkünü çeteler tarafında hoyratça yağmalandığına tanıklık ettiği zaman.

Belgeli başarısızlıklarına rağmen koltuklarına yapışanların kişisel çıkarları; ortak aklın, emeğin, evrensel değerlerin, yetkinliğin önüne geçtiği zaman.

Yönetici sıfatı taşıyanların her gece rakı sofralarda arkasından atıp tuttukları, lanet okudukları liyakatsiz muktedirin karşısında; suspus, edimsiz, el pençe divan durduğunu zaman.

İyi baba, iyi eş, basiretli sevgili maskeleriyle ortada dolaşanların; astlarını,çalışanlarını taciz ettikleri; ekmek peşindeki insanları birer cinsel obje olarak gördükleri; ofis koridorlarında, sosyal paylaşım sitelerinde, barlarda, restoranlarda salyalar akıtarak dolaştıkları zaman.

En önemlisi de, insanlar işini kaybederken sorunu yaratan gerçek faillerin işbirlikçileriyle birlikte şölen sofralarında yavşakça kadeh tokuşturduklarını gördüğü zaman.   

Yorumlar

Bu blogdaki popüler yayınlar

İki Kez Sürülmüş Halkın Sessizliği: Karamanoğullarının ve Mübadelenin Hafızası

  Bu hikâye benim için bir tarih anlatısı değil; bilinçdışımda   fısıltıyla konuşulan bir hafıza . Anne tarafım Girit’ten, baba tarafım Kavala’dan bu topraklara savrulmuş. Anneannem, Girit’te bir Rum ilkokulunda öğretmenlik yaparken, annesiyle birlikte bir sabah “gitmek zorundasınız” denilerek Anadolu’ya gönderilmiş. Dedem, Girit’ten çıkan 5 kardeşten biri.   Dedemle anneannem yıllarca kendi aralarında Rumca konuştular; o dil, ne tamamen geçmişti ne de bu topraklara aitti —tıpkı onların kalbi gibi. Baba tarafım Kavala’dan İzmir Menemen’e geldi. Toprakla tutunmaya çalışan, yoksul ama inatçı bir hayattı bu. Beş kardeşten yalnızca babam üniversite okuyabildi; diğerleri, göçün bıraktığı yoksulluğu sessizce omuzladı.Ben, iki yakadan gelen bu insanların çocuğuyum, yerinden edilmişliğin çocukları. Bu yazı, işte o yüzden yalnızca Karamanlıların, Giritlilerin, Kavala göçmenlerinin değil; iki kez sürülmüş, iki kez susmuş insanların hikâyesidir.   “Yel eser Karaman’da...

Enkazdan menfaat Devşirmek: Kariyer Yalanları ve "Başarılı" İflaslar

  Bu yazıyı dışarıdan bakan bir gözlemci ya da kulaktan dolma bilgilerle konuşan bir eleştirmen olarak yazmıyorum. Bahsettiğim o masalarda oturdum; aynı projelerde ter döktüm, hangi uyarının hangi ego duvarına çarptığını, hangi hataların bile bile örtbas edildiğini yakından izledim. İsim verebilir miyim? Hem de çok rahat. Ama derdim şahıslarla değil. Zira bu çağda hedef göstermek en kolay, sistemi anlamak ise en zor olanı. Asıl meselemiz sadece ekonomik başarısızlıklar değil; asıl mesele, başarısızlığın nasıl olup da bir başarı hikâyesine dönüştürülebildiği. Yıllarca o koltukları liyakatle değil, ilişki ağlarıyla işgal edenlerin; yetkinlikleri sorgulanırken nasıl olup da vazgeçilmez kılındıklarını konuşmalıyız. Bu, hafızası silinmiş bir sistemin, arkasında enkaz bırakanları ısrarla ödüllendirme hikâyesidir. Yüzü Kızarmayan "Başarı" Öyküleri En garibi de bu kişilerin, yarattıkları yıkımın tozları henüz yere inmemişken, hiçbir şey olmamış gibi sosyal mecralarda boy gös...

Kimse Kimseyi Anlayamaz

  Son yıllarda yazdıklarıma verilen tepkilerden, sofra tartışmalarında yapılan yorum ve sentezlerden çıkardığım en sarsıcı sonuç şu oldu: Aynı dili konuşuyor gibi görünsek de, kelimeler ortak bir anlam dünyası kuramıyor. Aynı cümle, farklı zihinlerde bambaşka duygular, korkular ve anlamlar doğuruyor. Kavramlar aynı çağrışımları üretmiyor. Olgular bile herkesin zihninde başka bir biçime bürünüyor. Öyle ki, birinin “özgürlük” dediği şeyi diğeri tehdit olarak algılıyor. Birinin “adalet” dediğine başkası intikam diyor.Çünkü insanlar çoğu zaman anlatılanları dinlemiyor; kendi geçmişlerini, korkularını, ideolojik kalıplarını ve bilinçdışlarını dinliyor. Evet,çok acı ama kimse kimseyi  anlamıyor. Belki de bu yüzden modern insanın en büyük trajedisi anlaştığını, anlaşıldığını sanmasıdır. Belki de bütün ilişkilerin, bütün kavgaların, bütün aşkların ve bütün yalnızlıkların merkezinde bu vardır: “Beni biri gerçekten anlasın.” Ama acı gerçek şudur;  kimse kimseyi gerçekten ...