Ana içeriğe atla

Kayıtlar

Yapay Zeka

İnsanlar çoğunlukla yöneticilerin aldığı kararların ardında bir uzmanlık ve sağduyu bulunduğunu varsayarlar. Arkasına takıldıkları liderlerin mantıkla analiz eden, akılcı seçimler yapan “rasyonel” kişiler olduğunu düşünürler. Oysa, bilimsel bulgular insan beyninin yeni bir durumla karşılaştığında somut verilerle mantığı eşzamanlı kullanmak yerine geçmiş duygusal ve fiziki deneyimlerine, yargılarına göre karar verdiğini ortaya koyuyor. Yani, insan beyni seçenekleri sırala, hedefleri tanımla ve her bir hedefe hangi seçeneğin uyacağını belirle şeklinde bir işleyişle çalışmıyor. Demek ki, yönetenlerin kararlarının ardında anın nesnel gerçekliğinden çok geçmişe ait duygusal etkileşimlerin, bilince kazınmış şablonların etkisi var.   Bulgular kaçınılmaz olarak aklımıza, ''Bu işleyişle karar alan; duygularının, geçmişinin, arzularının , özseviciliğinin etkisindeki bir varlık hemcinslerini  yönetebilir mi? '' sorusunu getiriyor. Bugün, elimizde, insanın diğer insanları yönet...

Helin Palandöken

Helin Palandöken, henüz 17 yaşında sokak ortasında bir cani tarafından vurularak katledilen pırıl pırıl bir genç.  Bu cinayetin son olmadığını bilmek en az Helin'in trajedisi kadar yürek dağlayıcı. Evet, maalesef, bu cinayet son değil, çünkü  tıpkı tecavüz, taciz olaylarında olduğu gibi bu kez de nedenler halının altına süpürülecek, herkes sonuca yani fail ve mağdura odaklanacak. Cinayetlerin gerçek faili ve azmettiricisi olan kültürel, ailevi, sosyal nedenler gözlerden kaçırılacak. Kadını seçim yapma iradesinden yoksun ikinci sınıf bir varlık olarak içselleştirmiş anne babaların bu cinayetlerdeki sorumlulukları tartışılmayacak. Kadını, sahip olunabilir, satın alınabilir, elde tutulabilir bir nesneye indirgeyen toplumsal anlayış sorgulanmayacak... Ve bir ay sonra kimse Helin'i  anımsamayacak. İradeleri dışında potansiyel katil, tacizci ya da tecavüzcü olarak yetiştirilenler aramızda dolaşmaya devam edecek. Ancak, u nutmamalıyız ki, bu trajedideki sorumluluğumuz...

Kadın

Kadınlar, bir erkek projesi olan demokrasinin devlet aygıtlarına uyarlanması sürecine ne yazık ki çok geç katılabildi. Bu mücadele, seçme ve seçilme hakkı, yasalar önünde eşitlik gibi bazı temel kazanımlara öncülük etti. Ancak bu kazanımlar, kadınların toplumsal karar alma süreçlerine ve kamu yönetimine erkeklerle eşit şartlarda katılımını sağlamaktan uzak kaldı. 1968 hareketiyle gelen ikinci özgürlük dalgası, toplumsal cinsiyet rollerinin yeniden tanımlanmasını talep etti. Bu harekette, tarihte ilk kez kadınlar cinselliğin ve devrimin dilini kullanıyordu. Hareketin temel talepleri; kürtaja serbestlik, cinsellikte kadın-erkek eşitliği, doğum kontrolü özgürlüğü, aileden bağımsız karar alma hakkı, eşit işe eşit ücret ve ekonomik bağımsızlık idi. Ancak bu mücadele de kürtaja ve cinsellik özgürlüğüne (ki bu kısmen bir erkek projesiydi) dair bazı kazanımlar dışında kadının toplumsal ve ekonomik konumunda radikal bir değişiklik yaratmadı. Oysa kadınlar, kaba kuvvetin belirleyici olduğu, so...

Evrim Teorisi

İtalya, yıl 1630  ''Sen, Galileo, Floransalı merhum Vincenzio Galilei'nin 70 yaşındaki oğlu; güneşin hareketsiz olduğu ve evrenin ortasında yer aldığı ve dünyanın hareket ettiği ve ayrıca kendi çevresinde döndüğünü kabul ettiğin, bu öğretiyi öğrencilerine öğrettiğin, Kopernik'in hipotezini savunarak kutsal metinlerin gerçek anlamı ve yetkesi aleyhinde bazı önermeler eklediğin için , bu kutsal makama şikayet edildin. Yüce Engizisyonun kardinallerinin isteğiyle güneşin durağanlığı ve dünyanın hareket ettiğine ilişkin iki önermen hakkında   Efendimiz İsa Mesih ve onun izzetli annesi Meryem'in kutsal adını anarak karar veriyoruz ki, 1) Güneşin evrenin merkezi ve sabit olduğu önermesi saçmadır. Çünkü felsefi olarak yanlış, biçimsel olarak sapkınlıktır; çünkü kutsal metinlere aykırıdır. , 2)Dünyanın evrenin merkezi ve hareketsiz olmadığı, hareket ettiği, kendi çevresinde döndüğü önermesi de saçmadır. İlahiyat açısından değerlendirildiğinde  hatalıdır. T...

YARIN BENİ HALA SEVECEK MİSİN?

Bu yazıyı,  23 Temmuz 2011'de  Amy Winehouse' ın ölümünün ardından yazmıştım . Altı yıl ne kadar hızlı geçmiş. Biraz değiştirip, düzeltip Blog'a eklemek istedim. Amy Winehouse’un y aşamını yitirmesinin ardından ayyuka çıkan ‘’su testisi su yolunda kırılır’’ tartışmalarının kökeninde;  su yolunda kırılacak bir testiye bile sahip olamamanın kıskançlığının yattığına kuşku yok.   Yermek övmek , beğenmek beğenmemek türü tepkiler nesnel bilgiye, somut verilere dayanıyorsa bir değer taşır. Ancak, üniversite seçimini mezuniyet sonrası alınacak ücrete göre yapan yani kurumsal köleliği içselleştirmiş insanların çağında; özerklik,  aykırılık ve karşıtlığın  kavranamaması  çok normal .  Amy'yi  sıra dışı yaşamı üzerinden  sosyal medyada   eleştirenlere göre o, iyi bir eğitim almalı, ''namuslu'' yaşamalı, önce bir iş sonra bir eş edinmeli ve her ne yapacaksa sıradanın onayını almış bir sosyal düzen içinde yapmalıydı. Gel gelelim, yaşamı ...

Buz Dağı

Neymiş, Antartika'dan,1 trilyon ton ağırlığa sahip olduğu tahmin edilen tarihin en büyük buz dağı kopmuş. Neymiş? 1983-2012 arası, son 1.400 yılın en sıcak 30 yılı olmuş. Neymiş, ABD Paris İklim Anlaşması'ndan çekilmiş. Neymiş, deniz seviyesi bu yüzyılın sonuna kadar 1.50 metre yükselecek bir çok kıyı kenti sular altında kalacakmış... Siz boş verin bunları! Küresel ısı artarsa evde ofiste açarsınız klimalarınızı serinlersiniz. Varsın, açtığınız klimalar karbon salınımını artırsın, atmosferi daha da ısıtsın. Yine de sıkmayın paşa gönlünüzü. Her derdin bir çözümü var; biraz düşürürsünüz klimalarınızın ısı ayarını bakarsınız keyfinize. Sakın takmayın kafaya şapkadan başka bir şey! Bol bol yiyin, için sevişin. Aksırıncaya tıksırıncaya kadar tüketmeye devam edin. Özelikle de bol bol çocuk yapın. Öyle ya, dokuz milyar olmak varken yedi milyar da neymiş?  Sakın kaygılanmayın aç kalır mıyız diye. Bugüne kadar sizin adınıza düşünenler yine bulurlar bir yolunu. Genetiği değişt...

Haset ve Kıskançlık

Sadece düşünceyle kavrayabileceğimiz olguları elle tutulur, gözle görülür kılma mücadelesiyle sürüyor yaşamımız. Ancak yanlış imgelerle kirletilmiş bilincimiz başarı, sevgi, mutluluk gibi soyut kavramları uzlaşıyla somutlaştırmamıza olanak tanımıyor. Oysa, doğal gelişim döngümüz siyasi, ekonomik özelikle de ailevi kaygılar doğrultusunda mecrasından çıkarılmadıkça içgüdülerin tutsaklığında başlamıyoruz yaşama: Sorgulayarak öğreniyor, bilgiyle kavrıyor, düşünceyle anlamlandırıyor deneyimle içselleştiriyoruz.  Neden varım?  Yaşamın amacı  nedir? Dünyayı kim yarattı?  Bu sorular, gelişim sürecimizin  özgün soruları, aynı zamanda yanıt veren sayısı kadar farklı yanıtlanan sorular. Bilinçli yaratılan bu kakofoni nedeniyle maalesef çok azımız çocukluk dönemini zehirlenmemiş, açık bir bilinçle tamamlıyoruz. Ardından rekabetin, yarışın başarı için ön koşul olduğunu vaazlarıyla geçen eğitim dönemi başlıyor. Spor, eğitim, oyun, zeka, beden, gibi yüzlerc...