Ana içeriğe atla

Kayıtlar

Aşk ve Arzu Üzerine

Duyularımızla algılayamadığımız olguları ancak düşünce yoluyla anlamlandırabiliyoruz. Bu süreçte soyut olanı genelliyor, analiz edip ayrıştırıyor ya da yeniden kurguluyoruz. Yaşamımızın büyük bir bölümü, soyut olanı somutlaştırma çabasıyla geçiyor. Zygmunt Bauman’ın Akışkan Aşk kitabında, aşk ve arzunun nörolojik ya da biyokimyasal yönlerine girmeden yaptığı çözümlemeler bu açıdan dikkat çekicidir. Bauman’a göre arzu, tüketme isteğidir; nesnesini keşfetme, sahiplenme ve sonunda yok etme dürtüsünü içerir. Bu nedenle arzu, kendi doğasında ölümcül bir çelişki taşır: Nesnesini yok ederken kendini de tüketir. Aşk ise özen gösterme ve koruma arzusudur. Sevilen nesneye kendinden bir parça ekler; benliği onun içine yerleştirerek onu koruma altına alır. Ancak aşk da kendi içinde bir iktidar potansiyeli barındırır. Bu durum, zamanla sevilen varlığı kuşatan koruma ağının bir tür köleleştirmeye dönüşmesine yol açabilir. Bu yaklaşım, insan doğasının temel çelişkilerini ve duyguların para...

Haydi Sevişelim (2)

Seks Bağımlılığı: Modern Dünyanın Sessiz Çığlığı Son yıllarda seks bağımlılığı mağdurlarının sayısı hızla artıyor. Seks bağımlılığı, bireyin kendi iradesiyle terk etmesinin son derece zor—çoğu zaman neredeyse olanaksız—olduğu; yoksun kalındığında yoğun gerilim, huzursuzluk ve bunalım yaratan biyo-psiko-sosyal bir sapmadır. Bağımlılığa özgü deneyim, kişi tarafından “çok özel” olarak algılanır; çünkü bağımlı olunan şeyin yerini hiçbir başka haz tutmaz. Bu döngü bireyi gerçeklikten koparır ve kendini sürekli yeniden üretir. Her bağımlılık, aslında benlik yeterliliği üzerine düşen bir gölge ve acı veren gerçeklikten kaçma girişimidir. Ancak seks bağımlılığı yalnızca yetişkinlikte ortaya çıkan bir sorun değildir. Kökleri çoğu zaman çocuklukta atılır. Duygusal olarak görülmeyen, dokunulmayan, onaylanmayan çocuklar, ileride bu eksikliği beden üzerinden telafi etmeye çalışır. Aranan seks değil; temas, kabul edilme ve değer görme duygusudur. Baskıcı aile yapılarında büyüyen bireyler i...

Mutluluk ve Anlam Yüklemek

Yaşam, mutluluk beklentisinin peşi sıra sürüklenen; sonlu olduğu kadar bezdirici bir mücadele. Bu süreçte neredeyse her gün kendimize yönelttiğimiz “Mutluluk nedir?” sorusu, tıpkı “Yaşamın anlamı nedir?” sorusu gibi, ortak betimlemelerle yanıtlanamaz. Çünkü mutluluk, tanımlayamadığımız; içinde yaşanılan kültüre, ana ve koşullara göre sürekli güncellenen, kimin yazdığına göre değişen belirsiz bir reçetedir. Hızla akan zaman içinde, yalnızca “an”da duyulur ve algılanabilir; ardından silikleşir. Günlük yaşamın hengâmesiyle iç içe geçmiş bir hayalet gibidir. Mutluluk bazen refah kılığında çıkar karşımıza, bazen aşk, sevgi ya da cinsellik olarak; bazen anne, baba, eş rolleriyle, bazen de sağlık ve zindelik biçiminde… Sanılanın aksine sürdürülebilir değildir. Gelecek için biriktirilemez. Ve onun en büyük düşmanı konformizmdir. Birileri her saat kulağımıza şunu fısıldar: “Mutluluğu istiyorsun, onu hak ediyorsun. O sana ait. Elde edebilirsin. Git, yakala.” İnsanların yönlen...

Neyi kutluyoruz? Kadim Gölgelerin Boyunduruğunda 14 Şubat

Farkında olalım ya da olmayalım; Sümer’in zigguratlarından, Antik Mısır’ın gizemli tapınaklarından ve Roma’nın forumlarından yükselen sesler hala günlük yaşamımızın ritmini belirliyor. Avcı-toplayıcı atalarımızdan devraldığımız efsaneler, masallar ve inançlar yok olmuyor; sadece form değiştirerek uygarlıktan uygarlığa aktarılıyor. Atalarımızın simgesel mirası, modern dünya tarafından her gün yeniden dizayn ediliyor. Eskinin pagan gelenekleri, tek tanrılı dinlerin ve seküler ritüellerin içinde yaşamaya devam ediyor: Antik çağın "iyi ruhları" meleklere, "kötü ruhları" şeytanlara, ölüler festivalleri ise Azizler Günü'ne dönüşüyor. Tıpkı binlerce yıllık bir pagan geleneğinin, bugün "Sevgililer Günü" maskesiyle karşımıza çıkması gibi... John Rutherford’un Trobadorlar kitabında tasvir ettiği üzere, Sevgililer Günü başlangıçta Aziz Valentin’in idamıyla değil, doğanın uyanışı ve kuşların çiftleşme mevsimiyle ilişkilendirilmişti. 14 Şubat'ta toplanan çif...

Zenginin Parası Yoksulun Çenesi

Bireysel zenginliğin genelin yararına olduğu, zenginin daha zenginleşme mücadelesinin aynı zamanda toplumun da refahını artıracağı tezi Adam Smith'den bu yana kapitalizmin temel dayanağıdır. Peki, kapitalist ekonomistlerin iddia edildiği gibi bir avuç insanın zenginleşmesi gerçekten toplumsal refahı artırıyor mu?  Oxford Üniversitesi bünyesinde, yoksulluk üzerine çalışmalar yapan sivil toplum örgütü Oxfam'in tespitleri liberal kuramın tam tersini kanıtlar nitelikte. Oxfam, dünyanın yüzde 1'lik nüfusuna denk düşen 70 milyon kişinin dünyanın geri kalan yüzde 99'undan (Yaklaşık 7.1 milyar insandan) daha fazla servete sahip olduğunu söylüyor. Kurumun yayınladığı rapora göre en zengin 8 kişinin serveti 426 milyar Dolar'a ulaşırken, en yoksul 3.5 milyar kişinin sahip olduğu varlıkların toplamı sadece 409 milyar Dolar. Ekonomik büyümeyle kişisel servetler arasındaki ilişkiyi analiz eden, Yirmi Birinci Yüzyılda Kapital kitabının yazarı Thomas Piketty '...

Özgürlük Korkusu

Erich Fromm Özgün adı '' The Fear of Freedom '' olan ve Türkçeye  Özgürlükten Kaçış ya da Özgürlük korkusu(*) olarak çevrilen kitabı ikinci dünya savaşının yeryüzünü cehenneme dönüştürdüğü bir dönemde 1941 yılında yazdı. Kitabın basılmasının üzerinden onlarca yıl geçti ve biz hala ''Neden insanlaşamıyoruz ?'' sorusunun yanıtını arıyoruz. Düşünsel ve siyasi gelişme uzun soluklu bayrak yarışından farksızdır. Dolayısıyla ardımızdan koşmuş yarışmacıların uzattığı bayrağı yani geçmişin edinimlerini veri almadan ortaya koyacağımız her yaklaşım hüsranla sonuçlanmaya yazgılı. Temel sorunumuz düşünürlerce biliminsanlarınca, akademisyenlerce  daha iyi bir yaşam için ortaya konmuş düşüncelerden, teorilerden habersiz oluşumuz. Bu cehalet, belli hedefler adına araçsallaştırılmış siyasi, sosyal, psikolojik söylemleri kolaylıkla benimsememize yol açıyor. Bu bakış açısıyla Erich Fromm'un Özgürlük Korkusu kitabından seçtiğim bazı bölümleri paylaşmak istedim. ...

Atinalı Timon

Maddi ya da duygusal istismar olgularında kullanan mı yoksa kullandıran mı hatalıdır? Sömürdüğünü duyumsatmayacak düzeyde profesyonel oynayanları, kullanıldığını anlayamayacak düzeyde saf insanları soyutlarsak; bence, istismara dayalı ilişkiler gönüllü karşılıklılığa dayanır. Bu tür ilişkilerde her iki taraf da çıkar sağlar; ayrım sadece elde edilenin niteliğindedir. Kullandıran taraf, benlik yoksunluğunun, kendinle kalamamanın, övgü alma gereksiniminin karşılığını verirken; kullanan taraf gösterdiği sahte yakınlığın, yapmacık sevginin ve dostluğun karşılığını alır. Sömürüye dayalı ilişkiler kullanılanın maddi gücü sona erinceye veya kullanan kendisi için daha fazlasını ödemeye razı birini buluncaya dek devam eder. İlişki sonlandığında maddi ve duygusal yıkıma uğrayan genellikle istismar edilen taraftır. Bu sorgulamanın nedeni, arkadaşımın anlattığı bir istismar öyküsünden başka bir şey değil.  Her dinlenen öykü, her tanıklık kaçınılmaz şekilde bilincimizde bir tak...