Ana içeriğe atla

Kayıtlar

KENDİ TECAVÜZCÜSÜNÜ KENDİ YARATANLAR

Saldırgan bakımından tecavüz, bir yandan içselleştirdiği cinsellik tanımını ve erkekliği bir yandan da kadına bakışını yansıtan bir eylemdir.  Erkeğin kolay tahrik olma keyfiyeti, tek taraflı cinsellik anlayışına, kadını iradeden yoksun cinsel bir nesne olarak görmesine dayanır. Tecavüz bedeninin dokunulmazlığını hiçe sayan insanlık dışı bir saldırı. Ancak, Türkiye'de her toplumsal sorunda olduğu gibi cinsel suçlarda da dikkatler nedenlere değil  mağdura ya da faile odaklanır. Bu iğrenç edime yataklık eden t oplumsal, kültürel, ahlaki ve geleneksel   etmenler görmemezlikten gelinir. Hatta k adının kıyafeti, beden dili, yaşam şekli cinsel suçlar için hafifletici neden olarak kabul edilir.   Erkeğin, kadının diz kapağından tahrik olmasını veya kadınının rızasına bakmaksızın eyleme geçmesini doğal sayan, cinselliği evlilik ve üreme faaliyeti ile sınırlayan, üreme amacı gütmeyen ilişkileri ahlaksızlık olarak nitelendiren toplumsal anlayışın olup bitendeki rolü dikkatl...

Bir Yönetene Gereksinim Var mı?

''Hiçbir güç, hiçbir otorite yoktur ki, uyrukları bulunmasın. Hiçbir servet, otorite yöneten yoktur ki, çevresi ondan nemalanmak isteyenlerce sarılmasın. Ne mutlu onlara yaklaşanlara! İtibarlı kişiler olduklarından, çevrelerine o göze girmesini bilenlere; gelir getiren görevler, sadaka emirlikleri yağdırırlar. Kendileri yükseldikçe, uydularını da peşleri sıra ilerletirler; sanki hareket halinde bir güneş sistemidir bu. Saçtıkları ışık uydularını allara boyar. İzzet ve ikbal kırıntılarını çevreye tatlı, küçük terfiler halinde dağıtırlar... '' Viktor Hugo'nun19. yüzyıl yönetim anlayışını betimlediği bu satırların kaleme almasının üzeriden neredeyse 160 yıl geçti. Bugün aynı anlayış bürokraside, iş tapınaklarında, üniversitelerde, siyasette, yani yönetimin bulunduğu her düzlemde sürüyor. Yüzyıllar geçse de kibir, kıskançlık, kayırma ve keyfiyet yönetimin ayrılmaz bileşenleri olmaya devam ediyor.   Evet, yönetilenler liyakatsiz yönetenlere gözleri kapalı...

Jean de La Fontaine'den Profesyonel Masallar

Bir yanda yüz tane dükkan açmış, üç beş kek, çikolata, sos yapmış, birkaç kahve paketlemiş bir şirket.  Diğer yanda y eni ağına düşürdüğü cahil sermayedarlardan para devşirme peşindeki yaşlı bir kurt.  Çekilmiş bir reklam filmi. Anlayacağınız tüm sermaye bu kadar. Başarısızlığı tecilli kurt   bir TV kanalında uluslararası marka olma üzerine ahkam kesiyor. Söyleşi program yöneticisine önceden şirket tarafından verilmiş yönlendirmeli sorularla ilerliyor. Sunucu, doğal olarak ''Bu açılımı hangi sermayeyle, hangi kadroyla, hangi vizyonla, hangi iş planıyla başaracaksınız?''  sorularını hiç gündeme getirmiyor... Geçmiş tanıklıklarımdan, uluslararası veya küresel marka olma söyleminin şirket ortaklarını, çalışanlarını ve devleti kandırarak küp doldurmanın klasik yöntemlerinden biri haline geldiğini çok iyi biliyorum. Bugün hangi aile şirketinin kapısından girseniz, eline bir dünya haritası tutuşturmuş, küresel marka söylevleri veren yöneticilerle karşılaşırsını...

İstemem Eksik Olsun

Ya ne yapmak lazımmış? Sağlam bir dayı bulup çatmak sırnaşık gibi, Bir ağaç gövdesini tıpkı sarmaşık gibi, Yerden etekleyerek velinimet sanmak mı? Kudretle davranmayıp hileyle tırmanmak mı? İstemem eksik olsun! Herkes gibi, koşarak, Yabanın zenginine methiyeler mi yazmak Yoksa nazırın yüzü gülecek diye bir an Karşısında takla mı atmak lazım her zaman? İstemem eksik olsun! Ricaya mı gitmeli? Kapı kapı dolaşıp pabuç mu eskitmeli? Yoksa nasır mı tutsun sürünmekten dizlerim? Yahut eğilmekten mi ağrısın ötem berim? İstemem eksik olsun! Tazıya tut, tavşana Kaç mı demeli? Belki kaz gelir diye bana Tavuk mu göndermeli? Yoksa bir fino gibi Susta durmak mıdır ki, acep en münasibi? İstemem eksik olsun! Bir kibar salonunda Kucak kucak dolaşıp boy atmak ve sonunda, Marifet şii’re koyup kameri, yıldızları, Aşka getirmek midir, evde kalmış kızları? İstemem eksik olsun! Yahut şan olsun diye, Meşhur bir kitapçıya giderek, veresiye Şiir mecmuası mı bastırmalı?  İstemem eksik olsun! Acaba bulup...

Homongolus

O, s orgulamadan içselleştirdiğini düşünmeden fikirleştirdiğini fütursuzca dayatandır. O, inandıklarına inanmayanı taptıklarına tapmayanı düşman belleyendir. O, düşünceyle eylem arasındaki etkileşimi kavrayamadığı için asla doğrudan eylemin ötesini geçemez, öz benliğini genelin yönelimleri içinde gönüllülükle eritir. O, teknolojiyi kullanarak aydınlandığına inanır ama gerçekte bilgiden korktuğu kadar hiç bir şeyde korkmaz .  Homongolustur o. Homongolus insandan yaratığa dönüştürülendir Peki, insan neden homongolusa  dönüştürülür? Dönüştürülür. Çünkü, birileri  insanın geçmişinden, doğasından kopuk bir sürü canlısı olarak yaşamasını ister. Çünkü, birileri güce yaslanmadan ayakta duran, doğruyu, yanlışı nesnel bilgiyle ayrımlayabilen, kararlarını kendi verebilen insanı araçsallaştıramayacaklarını öğrenmiştir. Bu ''birileri'' hiç de sanıldığı gibi güçlü devletler değil. Çünkü etnik kimliklere, din ve mezhep sömürüsüne...

Organizasyonel Yozlaşma

Ülkemizde, yolsuzluk dendiğinde gözler  haklı olarak  kamu kurumlarına, kamu yöneticilerine çevriliyor. Oysa, yolsuzluk özel sektör kuruluşlarında da en az kamuda olduğu kadar yaygın. Öyle ki,   Etik ve İtibar Derneği’nin (TEİD) araştırma şirketi Barem’e gerçekleştirdiği araştırmaya göre özel sektördeki yöneticilerin ve çalışanların neredeyse yüzde70’i özel sektörde yolsuzluğun yaygın olduğuna inanıyor. Söz konusu araştırmada hem  yöneticiler hem çalışanlar etik dışı davranışlar listesinin başına “şirket imkanlarını kişisel amaçlı kullanmayı” koyuyorlar. Orta ve üst düzey yöneticilerin yüzde 45’i, çalışanların yüzde 66’sı en çok karşılaştıkları etik dışı davranışın “Şirket imkanlarını kişisel amaçlı kullanmak” olduğunu düşünüyor...   Peki, şirket olanaklarının kişisel çıkar için kullanmak ne demek? En yalın anlatımıyla, şirket kaynaklarının kişisel önceliklerle amaç dışı kullanımı demek. Örneğin: mali kaynakların etik olmayan yöntemlerle eşe, akrabaya ...

Hayal mi Gerçek mi? İnanın Ben de Bilmiyorum

Bir genel yönetici hayal edin:  Yıllarca  başarısızlığını kanıtlayan sayısız  somut veriyi görmemezlikten gelmiş. Yönettiği insanların karşısına çıkıp  ''Ben sizlerle iletişim kuramadım.'' diyebilmiş. Çeteleşmeye, ahlaksızlığa, organizasyonun  içten içe çürümesine bile isteye göz yummuş; yüzlerce  pırıl pırıl genç insanın işini kaybetmesine neden olmuş. Gelecek umutlarını yitirmiş astlarının çıkar paydaşları bularak haksız çıkar sağlamalarına  göz yummuş.  Organizasyonda olup bitenleri neden sonuç ilişkileri bağlamında değerlendirememiş.   Davranışlarıyla, konuşma biçemiyle, fikirleriyle çalışanları infiale düşürmüş.  Sermaye gücüyle devşirdiği  makama yapışıp kalmış bir genel yönetici... Bir yönetici gurubu (kastı) hayal edin:  Kendilerini  atayanlar dışında herkes liyakatsizliklerine, sapkınlıklarına tanıklık etmiş. Yönetmekten çok nerede ne yiyip içeceğine, kimi becereceğine ve tüm bu pespayelikleri nasıl ...