Ana içeriğe atla

Kayıtlar

YARIN BENİ HALA SEVECEK MİSİN?

Bu yazıyı,  23 Temmuz 2011'de  Amy Winehouse' ın ölümünün ardından yazmıştım . Altı yıl ne kadar hızlı geçmiş. Biraz değiştirip, düzeltip Blog'a eklemek istedim. Amy Winehouse’un y aşamını yitirmesinin ardından ayyuka çıkan ‘’su testisi su yolunda kırılır’’ tartışmalarının kökeninde;  su yolunda kırılacak bir testiye bile sahip olamamanın kıskançlığının yattığına kuşku yok.   Yermek övmek , beğenmek beğenmemek türü tepkiler nesnel bilgiye, somut verilere dayanıyorsa bir değer taşır. Ancak, üniversite seçimini mezuniyet sonrası alınacak ücrete göre yapan yani kurumsal köleliği içselleştirmiş insanların çağında; özerklik,  aykırılık ve karşıtlığın  kavranamaması  çok normal .  Amy'yi  sıra dışı yaşamı üzerinden  sosyal medyada   eleştirenlere göre o, iyi bir eğitim almalı, ''namuslu'' yaşamalı, önce bir iş sonra bir eş edinmeli ve her ne yapacaksa sıradanın onayını almış bir sosyal düzen içinde yapmalıydı. Gel gelelim, yaşamı ...

Buz Dağı

Neymiş, Antartika'dan,1 trilyon ton ağırlığa sahip olduğu tahmin edilen tarihin en büyük buz dağı kopmuş. Neymiş? 1983-2012 arası, son 1.400 yılın en sıcak 30 yılı olmuş. Neymiş, ABD Paris İklim Anlaşması'ndan çekilmiş. Neymiş, deniz seviyesi bu yüzyılın sonuna kadar 1.50 metre yükselecek bir çok kıyı kenti sular altında kalacakmış... Siz boş verin bunları! Küresel ısı artarsa evde ofiste açarsınız klimalarınızı serinlersiniz. Varsın, açtığınız klimalar karbon salınımını artırsın, atmosferi daha da ısıtsın. Yine de sıkmayın paşa gönlünüzü. Her derdin bir çözümü var; biraz düşürürsünüz klimalarınızın ısı ayarını bakarsınız keyfinize. Sakın takmayın kafaya şapkadan başka bir şey! Bol bol yiyin, için sevişin. Aksırıncaya tıksırıncaya kadar tüketmeye devam edin. Özelikle de bol bol çocuk yapın. Öyle ya, dokuz milyar olmak varken yedi milyar da neymiş?  Sakın kaygılanmayın aç kalır mıyız diye. Bugüne kadar sizin adınıza düşünenler yine bulurlar bir yolunu. Genetiği değişt...

Haset ve Kıskançlık

Yaşamımız, yalnızca düşünceyle kavrayabildiğimiz olguları elle tutulur, gözle görülür kılma çabasıyla sürüp gidiyor. Ne var ki yanlış imgelerle kirletilmiş bilincimiz; başarı, sevgi ve mutluluk gibi soyut kavramları ortak bir anlamda somutlaştırmamıza izin vermiyor. Oysa doğal gelişim döngümüz, siyasi, ekonomik ve özellikle ailevi kaygılarla rayından çıkarılmadıkça yaşama içgüdülerin tutsaklığında başlamayız. Sorgulayarak öğrenir, bilgiyle kavrar, düşünceyle anlamlandırır, deneyimle içselleştiririz. “Neden varım?”, “Yaşamın amacı nedir?”, “Dünyayı kim yarattı?” Bunlar gelişim sürecimizin en özgün sorularıdır; aynı zamanda yanıtlayan kişi sayısı kadar farklı cevap üretilen sorular. Bilinçli biçimde yaratılan bu kakofoni yüzünden çok azımız çocukluk dönemini zehirlenmemiş, açık bir bilinçle tamamlayabiliyor. Ardından, rekabetin başarı için ön koşul olduğu vaazlarıyla geçen eğitim süreci başlıyor. Spor, akademi, oyun, zekâ, beden… Yüzlerce farklı kulvarda başkalarıyla yarı...

Ölüler Kitabı

Yüzyıllar boyunca putlarda ve totemlerde doğayı simgeleştirdikleri için "ilkellikle" suçlandılar. Zalim ve yıkıcı yabanıllar olarak damgalandılar. Mirasları, mabetleri ve mezarları kazma küreklerle, patlayıcılarla talan edildi. İbadetleri, gelenekleri ve görenekleri yasaklandı. Yaşadıkları çağlar; insanların birbirinin ırzına, malına ve canına kastettiği "karanlık dönemler" olarak tanıtıldı. Sanki bugünün "uygar" dünyası çok farklıymış gibi; poligami ve eşcinsellik üzerinden doğadışı birer olguymuşçasına yargılandılar. Peki, ortak atalarımız gerçekten iddia edildiği gibi komşusunun namusuna göz koyan, birbirini katleden vahşiler miydi? Mirasın Gölgesinde Yaşamak Eğer bugün her türlü hesabı pagan atalarımızın kurduğu matematikle yapıyor, kitaplarımızı onların keşfettiği alfabeyle yazıyorsak bu sorunun yanıtı kocaman bir "Hayır"dır. Noel’den Sevgililer Günü’ne, Cadılar Bayramı’ndan Hıdırellez’e kadar pek çok ritüelde hâlâ onların tanrılar...

Avrupa Faşizmi ve AKP politikaları

1922'nin Ekim ayında Kral III. Vittorio Emanuele tarafından  başbakan olarak atanan Mussolini'nin öncelikli hedefi, politik ve ekonomik muhalefeti bastırarak liberal demokratik kurumları ortadan kaldırmaktı. İktidarı ele geçirdiği dönemde amacına hizmet edecek bir yönteme sahip olmadığından kendi tarzını geliştirmek zorunda kaldı. Yeni bir seçim kanunu çıkardı. Demokrasinin en önemli aracı olan seçimi, hazırladığı aday listelerini halka onaylattığı bir plebisite indirgeyerek mecliste çoğunluğu elde etti. Mussolini adım adım ama özellikle 1920 den itibaren güçlü bir diktatörlük kurdu. Ocak 1920'de çıkardığı kanunla, iktidarda kaldığı süre boyunca 100.000 kez başvuracağı, kanun hükmünde kararname (KHK) çıkartma yetkisi aldı.  Mussolini'nin iktidarı döneminde ülkedeki araç sayısının gerekli kılmamasına rağmen Kuzey İtalya'daki şehirler otoyollarla birbirine bağlandı.Yeni demiryolları inşa edildi. Konut seferberliğini baraj inşaatları takip etti. Faşizme özgü bi...

Sayın Kemal Kılıçdaroğlu İstifa Etmelisiniz (2)

Partisini bir yıl önce kurmuş, siyasette değişim diyerek daha dün yola çıkmış, 39 yaşındaki bir siyaset adamı, Emmanuel Macron Fransa'da başkanlık koltuğuna oturacak. Fransa'da bunlar yaşanırken, biz yılardır iktidara gelme olasılığı bulunmayan siyasi bir ''lider''den medet umuyoruz. Siyasi yaşamında başarısı bulunmayan, girdiği her seçimi kaybetmiş Kılıçdaroğlu 10 milyonların yıllarca çektiği kahrı hiçe sayan bir pişkinlikle koltuğunda oturuyor. O, koltuğunda otururken; onun başarısızlığının bedelini gençler, gazeteciler, akademisyenler ödüyor.   Milyonlar bedel öderken CHP'nin tabanı tavanı, milletvekilleri belediye başkanları, delegeleri üyeleri yönetme ve liderlik etme yetkinliğinden yoksun Kemal Kılıçdaroğlu'nu içlerine nasıl sindirebiliyor? Haklı olarak iktidarın liyakatsizliğinden dem vuranlar konu  kendi liderinin liyakatsizliğine geldiğinde neden hem kör hem sağırlar? Öyle ki, lider varsaydıkları kişi, adeta ''dil düşünceyi, düşünc...

Referandum Sonucu Meşru mu?

Plebisit, belli bir dönemde iktidarı fiilen ellerinde bulunduranların, hazırladıkları anayasa taslağını, bir tartışma ortamı yaratmaksızın, blok halinde ‘evet’ ya da ‘hayır’ ile sonuçlanabilecek bir halkoylamasına sunmalarıdır. Görüldüğü gibi plebisit, temelinde bir halkoylamasıdır. Bu nedenle, plebisit ile referandumun birbirinden özenle ayrılması gerekir. Referandum ile plebisit arasında, genellikle kabul edildiği üzere şu farklar vardır: Referandumda bir ‘sorun’, plebisitte ise bir ‘adam’ söz konusudur. Birincisinde bir metin oylanır; ikincisinde ise bir isim. Referandum ile plebisit arasında bir diğer fark ise, demokratiklik bakımından ortaya çıkmaktadır. Referandum, demokratik bir usuldür: Halk etkendir, öznedir; oylanılacak kararın alınma sürecinin başından sonuna katılır. Plebisit ise, anti-demokratik bir usuldür: Halk edilgendir, nesnedir; karar alma sürecinin sadece sonuna katılır. Referandumun yapılmasını isteyen, halkın seçtiği temsilcilerdir. Oylanan şey ise, halkın tems...