Ana içeriğe atla

Kayıtlar

Ekonomi Tıkırında

2002 yılında Türkiye tarihinin en derin ekonomik krizlerinden birinden yeni çıkmıştı. İktidardaki koalisyon hükümeti IMF dayatmasıyla da olsa başta Merkez Bankası ve diğer ekonomiyle ilgili karar alıcı konumdaki kurumları özerkleştirmiş, sorunun ortaya çıkışında belirleyici bir rol oynayan finans sistemini yeniden yapılandırmış, aldığı tasarruf önlemleriyle devletin kaynak israfının önemli oranda önüne geçmişti. Aynı dönemde dünya ekonomisi yüzyılda bir görülen türden bir bolluk döneminin keyfini sürüyordu. Çeşitli finansal manipülasyonlarla yaratılmış ekonomik karşılığı olmayan trilyonlarca dolar (kaydi para) kontrolden çıkmış   bir sel gibi gelişmekte olan ülkelere akıyordu.   Çokuluslu sermaye satın alabileceği, borç para verebileceği şirketler, hükümetler arıyor, ''küreselleşme'' kelimesini   dillerinden düşürmeyen fon yöneticileri; Türkiye, Çin, Hindistan, Malezya, Brezilya, Meksika gibi gelişmekte olan ülkelerde yatıp kalkıyordu. Çokuluslu sermaye önce akı...

Haydi Sevişelim (1)

Türkiye’de Yükselen Bir Çelişki: Cinselliğin Yozlaşması ve Doyumsuzluk Son yıllarda, Türkiye'de, 1968’lerde Batı’da başlayan cinsel özgürlük hareketlerini çağrıştıran bir yaşam biçimi hızla gelişiyor. Ancak bu yönelimin ardında, ne çocuklukta bastırılan cinselliğin yarattığı hastalıklı toplumsal yapıyı dönüştürme çabası, ne kadın ve erkeğin toplumsal rollerini yeniden tanımlama iradesi, ne de yozlaşmış evlilik kurumunu sorgulama amacı var. Bu eğilim, gizlilik ve yalan üzerine kurgulanmış bir yozlaşmayı temsil ediyor. Batı'dan kopyalanan ancak içselleştirilmeyen bu anlayış, cinsel hazzı insani varoluşun tek amacı olarak benimseyen bir tür "Orta Doğu tipi hedonizm." "Bilim ve teknolojiyi alalım ama kültür, sanat ve yaşam tarzı Batı’da kalsın" anlayışının, cinselliğe uyarlanmış bir versiyonu. Bu, "Eşim, kızım, annem kimseyle birlikte olmasın ama ben başkalarının eşleriyle, kızlarıyla birlikte olayım; evliyim ama çok eşliliğin nimetlerinden de faydalanayı...

Sayın Kemal Kılıçdaroğlu İstifa Etmelisiniz (1)

Retorik   ya da eski ismiyle   belâgat birisini bir şeye inanmaya, bir düşünceyi benimsemeye ya da bir davranışı sergilemeye ikna etmek ereğiyle yapılan abartılı anlatım. Sözle etkileme, ikna etme, tahrik etme, büyüleme, tartışma aracı olan retorik Antik Çağ'da ortaya çıktı. Retorik, iletilen mesajı   kanıtlar, analizler, verilerle ortaya koymak yerine sözün gücünü temel alır. Retoriğe karşı en etkili silah yine retoriğin kendisidir. Brütüs, Julius Casear'ı  bıçakladıktan sonra senato önünde toplanan halka seslenir. Amacı yapılan darbeyi meşrulaştırmaktır. Söz cambazı Brutus, halkı güçlü belagatiyle doğru bir şey yaptıklarına ikna eder. Kazandığından o kadar emimdir ki, konuşmasını bitirdikten sonra meydanı terk eder. Ne var ki, ardından kürsüye Marcus Antonios çıkmış ve o ünlü konuşmasını yapmıştır. (*) Konuşma sonrasında, Roma Demokrasi'sini yıkan, kendini diktatör ilan eden Casear'dan sıdkı sıyrılmış halk, gördüğü onca zulme rağmen Antonios'un arkasında s...

Bilginin Gücü

  Ülkedeki yönetici sınıf sürekli yeniden üretilen, inanılmaz bir hızla değişen, dönüşen, çoğalan bilgiyi izleme zorunluluğuyla, üstlendikleri sorumluluklar arasındaki derin ilişkiyi bir türlü kavrayamıyor... Üstlendikleri sorumlulukların koşutunda   nesnel bilgiyle, araştırmayla, bilimle iç içe bir yaşaması gerekenlerin çoğu bencilliğin, kibrin ve hedonizmin boyunduruğuna girmiş durumdalar. Bu tercih, yöneticiliğin farkındalıkla seçilmiş, benimsenmiş bir yaşam biçimi olmaktan ziyade bir geçim kapısı olarak görülmesinden kaynaklanıyor.   Platon (M.Ö.427-347), Devlet adlı eserinde, yönetici sınıfı için geliştirdiği eğitim modelinde yönetim işlevini üstlenecek olanların hangi eğitimle hangi yetkinlikleri kazanacaklarını ayrıntılı olarak inceler. Yönetici sınıfa, beden ve ruh (psikoloji) eğitiminin yanı sıra entelektüel gelişimlerini sağlamak için matematik ve diyalektik eğitimi verilmesi gerekliğinden söz eder. Platon'un hedefi yönetişimin akıl, bilim ve felsefe yoluyla ş...

Sürdürülemez Olanı Sürdürülebilir Kılmak Uğruna Yitirilen Gelecek

  Geçtiğimiz aylarda teknoloji devi Google'dan bir yetkili, mevcut en hızlı süper bilgisayarların 10 bin yılda yapacağı işlemleri 200 saniyede bitiren ve kuantum üstünlüğüne sahip bilgisayar yaptıklarını duyurdu. Anlaşılan o ki, önümüzdeki yıllarda yönetici koltuklarında ne patronlar ne de CEO’lar oturacak,   o koltuklarda oturan güç nesnel bilgi olacak. Gerçekten de, ancak ve ancak bilginin gücü yönetme yetkinliğinden yoksun cahil sermayedarları ve onların profesyonel uşaklarını hak etmeden oturdukları makamlardan uzak tutabilir. Yaratım yoksunluğu ‘’araştırma, geliştirme yatırımlarını artırmalıyız’’ türünden şablonlarla çözülemeyecek kadar çok boyutlu bir sorundur. Düşünsel üretim yoksunluğunun,   tasarım alanındaki başarısızlığın nedenlerini kavramadan; ''Neden aşı üretemiyoruz, neden teknoloji geliştiremiyoruz, neden keşfedemiyoruz sorularını yanıtlamadan asla kalkınamayacağız. Kalkınmanın yolu, aile yapımızdan sosyal yaşamımıza, göreneklerimizden inançlarımıza kadar ...

Hodri Meydan

Siz, isimlerinizin dillerde dolaşmasından haz duyanlar. Siz, kof itibara önem atfedenler. Siz, önünüzde eğilip bükülenlerle, ceket ilikleyenlerle kibrini okşayanlar... Haklısınız, isimleriniz ve eylemleriniz tam da düşündüğünüz gibi dillerden düşmüyor. Sürekli konuşuluyorsunuz. Ancak bilmelisiniz ki bu sohbetlerin konuları hiç de aklınızdan geçenler değil. Çalışanlarınız umduğunuzun aksine size ne minnet ne saygı duyuyor ne de övgüler düzüyorlar. Herkes tumturaklı söylemlerinizle yönetim anlayışınız arasındaki tutarsızlığın farkında. Belki haberiniz yok, belki de bilmezden geliyorsunuz, ancak dışarıdan bakıldığında göz kamaştıran organizasyonlarınız içten içe çürüyor, yozlaşıyor. Çalışanlarınızın yaratıcılığı ve yaşam enerjisi, makam ve güç sahibi yaptığınız bilgisiz yöneticilerin dar görüşlü yaklaşımlarında yok ediliyor. Biliyorum, kavrayamıyorsunuz. Ancak çalışanlarınızın istemleri son derece yalın ve insanca. Onların beklentisi, sandığınız gibi şirket partilerinde sahte sevecenli...

ANAYASA UYMAK BİR KEYFİYET DEĞİL ZORUNLULUKTUR:

Doğal hukuk, hakkın doğadan alındığını, bağlayıcı ve evrensel ahlaki standartları bulunduğunu savunan hukuk felsefesinin adıdır. Tabii hukuk veya  ideal hukuk olarak da adlandırılan  doğal hukuk,  insanın doğuştan sahip olduğu haklarla ilgiliydi. Eski dönemlerde bu haklar doğal olarak ayarlanmıştı dolayısıyla herkesin ve her şeyin üzerinde geçerliğe sahipti.  Zamanın akışı içinde kentlerde toplu yaşamın sağladığı avantajlar ön plana çıktıkça insanların doğal durumdan çıkmaları, siyasi bir topluluk içinde yaşamaları bir zorunluluğa dönüştü.  Thomas Hobbes  doğal durumdan çıkmanın anahtarını bir yönetim kurmak üzere diğer insanlarla ahit yapmak olarak tanımlar. Jean-Jacques Rousseau toplumu oluşturan kişiler arasında yapılan yazılı ya da sözlü bu anlaşmayı Toplum Sözleşmesi betimlemesiyle vurgulamıştır. Bugün anayasa olarak betimlenen toplum sözleşmesi: insanların bir arada, düzen içinde yaşamak adına, doğadan gelen haklarını, kişisel özgürlüklerini g...