Ana içeriğe atla

Kayıtlar

Müşteri Ziyareti

Artan rekabet, saldım pazara mevla kayıra anlayışıyla çıkartılan markalar, ürünler, ambalajlar... Taklitçilik, damping, yitip giden saygınlık ve güven...  Ne gariptir ki, bazı yönetim kurulu başkanları  başarısızlığın  kendi cehaletlerinden ziyade çalışanların uygulama (execution) yetkinsizliğinden kaynaklandığını düşünür. Ve bu düşünceyi kanıtlamak ereğiyle evrensel iş öğretilerinden bihaber aile efradını da yanlarına katarak soluğu müşterilerinin yanında alırlar.   Oysa, bir YK başkanınca yapılan pazar incelemesinin yaratacağı etki, bir ordu komutanınca yapılan askeri birlik denetlemesinin yaratacağı etkiden farksızdır. Her iki çalışma pratiği sorunun çözümünden çok gösteriye, şekilciliğe odaklıdır. Nitekim, YK başkanının ziyaret programı bölgeye ulaşır ulaşmaz yöneticiler bir astsubay telaşıyla işe koyulurlar. Garnizondaki eski yatak çarşaflarının yenileriyle yer değiştirmesi misali h ummalı bir çalışma başlar.  Satış noktalarına teşhirler açılır, stokla...

Twitter Neden Önemli

Türkiye, temel insan haklardan biri olan haber alma özgürlüğünü ( tutuklamalarla, soruşturmalarla, editoryal baskılarla) ortadan kaldırmaya çalışan antidemokratik, faşizan bir anlayış tarafından yönetiliyor. Birkaç haber kanalı, gazete dışında görsel ve yazılı medyanın tamamı  AKP'nin kontrolünde. Öyle ki, artık sansürlenen, gözden kaçırılmaya çalışılan skandallara ancak sosyal medya sayesinde ulaşabilir durumdayız. Bunun en somut örneklerinden biri Ensar Vakfın'da 45 çocuğa tecavüz edilmesini izleyen gelişmelerdir.  Eğer Twitter olmasaydı. Eğer Ensaf Vakfı olayı 3 gün süresine Twitter'ın dünya listesinde birkaç kez birinci sıraya yükselmeseydi kesinlikle ört bas edilecek, AKP meclis soruşturması açılması için diğer partilerle işbirliği yapmak zorunda kalmayacaktı. Ülke gündemini sarsan her gelişme sonrasında 41 milyon kullanıcısı bulunan sosyal medya mecralarının kapatılmasının, yavaşlatma yoluyla internet erişimin engellenmesinin ardında da bu mecranın kamuoyu oluşturm...

TOPLANTI

''Her yönetim kurulu (YK) toplantısı öncesinde ruhsal dengesi allak bullak olurdu. Ona göre bu toplantılar iş sonuçları paylaşma rutininden çok kendi koltuğunu koruma savaşıydı.  Şaban'ın ‘’Haydi’’ duyurusuyla başlardı kabus. Koca şirkette yönetim işlevlerinin neredeyse tamamı bir kenara bırakılır, direktörlerden, müdürlerden, uzmanlardan oluşan yaklaşık elli kişilik bir ekip günde 16 saat çalışarak YK toplantısı için veri, analiz üretirdi. Tek görevi vardı bu insanların; dijital teknolojilerin sunduğu her türlü olanağı kullanarak kötü iş sonuçları kabul edilebilir, iyi iş sonuçlarını görkemli kılacak bir YK sunuşu hazırlamak. Onca uzman değer kavramıyla uzaktan yakından ilgisi bulunmayan sayısız ayrıntı üzerinde günlerce gecelerce çalışır, binlerce farklı veriyle yüzlerce analiz üretir, analiz girdilerini göz kamaştırıcı çıktılar elde edinceye dek sürekli değiştirir ve ortaya 300-400 sayfalık bir YK sunuşu çıkarırdı. Kabustan farksız bu sürecin ardından Şaban, her analiz...

Sömürge Ekonomisi

Ekonomi  bilimi üniversite öncesi eğitimde okutulmaz. Üniversitelerde ise, servet sahiplerinin çıkarlarına hizmet eden bir araç olarak öğretilir. Böylece, ekonomi toplumun ortak yararını gözeten bir bilim dalı olmaktan ziyade varsılların  çıkarlarını önceleyen bir öğretiye dönüştürülür.   Ne yazık ki, ekonomi konusundaki cehalet sadece sıradan vatandaşla sınırlı değildir. Türkiye'nin anlı şanlı sermayedarları, şirket, sendika ve işveren örgütleri özelikle de siyasetçileri ekonomi konusunda en az sıradan insanlar kadar bilgisizdir.  Bu cahiller güruhu  dillerine pelesenk ettikleri ''Türk ekonomisi serbest piyasa koşullarında işleyen liberal bir ekonomidir'' türü söylemlerle kafaları karıştırır,  doğruyla yanlışı göreceleştirir.  Öyle ki,  gerçekte  S erbest Piyasa Ekonomisi, ekonomik faaliyetlerin tam rekabet şartları içinde serbestçe işlediği, sorunların müdahalelerle değil arz talep yasaları doğrultusunda çözüldüğü bir yapıdır. ...

Hepimiz Katiliz

J. P. Sartre der ki: ''Hiç kuşkusuz insanların çoğu, yaptıklarıyla, duruşlarıyla herhangi bir şeye birilerini değil sadece kendilerini bağladıklarını düşünürler; onlara sorsanız 'herkes senin gibi yapsaydı ne olurdu?' diye, omuzlarını silkerek 'Herkes böyle yapmaz'' diye yanıtlarlar' İnsan sadece olmayı seçtiği şeyden sorumlu değildir, çünkü seçimleri bütün insanlığı bağlar.''  İnsan, inandıklarının destek verdiği ideoloji ve siyasettin, olaylar karşısındaki duruşunun yol açtığı bütün iyilik ve kötülüklerden bütün insanlığa  karşı sorumludur.  Destina Peri'nin kanı hepimizin elinde. Bu genç pırıl pırıl genç kadının yüzüne her baktığında anımsayın:  Hepimiz katiliz! Hacer Peri Parlak’ın mektubu: “Ben Hacer Parlak. 16 yaşında başkentin kalbinde patlayan bombayla çocuğu katledilen pek çok anneden biriyim. Belki pek çoğunuz duydunuz, ben kızım Destina Peri’yi babasız büyüttüm, 2 aylık hamileyken bir trafik kazasında kaybettim eşimi. Her...

KENDİ TECAVÜZCÜSÜNÜ KENDİ YARATANLAR

Saldırgan bakımından tecavüz, bir yandan içselleştirdiği cinsellik tanımını ve erkekliği bir yandan da kadına bakışını yansıtan bir eylemdir.  Erkeğin kolay tahrik olma keyfiyeti, tek taraflı cinsellik anlayışına, kadını iradeden yoksun cinsel bir nesne olarak görmesine dayanır. Tecavüz bedeninin dokunulmazlığını hiçe sayan insanlık dışı bir saldırı. Ancak, Türkiye'de her toplumsal sorunda olduğu gibi cinsel suçlarda da dikkatler nedenlere değil  mağdura ya da faile odaklanır. Bu iğrenç edime yataklık eden t oplumsal, kültürel, ahlaki ve geleneksel   etmenler görmemezlikten gelinir. Hatta k adının kıyafeti, beden dili, yaşam şekli cinsel suçlar için hafifletici neden olarak kabul edilir.   Erkeğin, kadının diz kapağından tahrik olmasını veya kadınının rızasına bakmaksızın eyleme geçmesini doğal sayan, cinselliği evlilik ve üreme faaliyeti ile sınırlayan, üreme amacı gütmeyen ilişkileri ahlaksızlık olarak nitelendiren toplumsal anlayışın olup bitendeki rolü dikkatl...

Bir Yönetene Gereksinim Var mı?

''Hiçbir güç, hiçbir otorite yoktur ki, uyrukları bulunmasın. Hiçbir servet, otorite yöneten yoktur ki, çevresi ondan nemalanmak isteyenlerce sarılmasın. Ne mutlu onlara yaklaşanlara! İtibarlı kişiler olduklarından, çevrelerine o göze girmesini bilenlere; gelir getiren görevler, sadaka emirlikleri yağdırırlar. Kendileri yükseldikçe, uydularını da peşleri sıra ilerletirler; sanki hareket halinde bir güneş sistemidir bu. Saçtıkları ışık uydularını allara boyar. İzzet ve ikbal kırıntılarını çevreye tatlı, küçük terfiler halinde dağıtırlar... '' Viktor Hugo'nun19. yüzyıl yönetim anlayışını betimlediği bu satırların kaleme almasının üzeriden neredeyse 160 yıl geçti. Bugün aynı anlayış bürokraside, iş tapınaklarında, üniversitelerde, siyasette, yani yönetimin bulunduğu her düzlemde sürüyor. Yüzyıllar geçse de kibir, kıskançlık, kayırma ve keyfiyet yönetimin ayrılmaz bileşenleri olmaya devam ediyor.   Evet, yönetilenler liyakatsiz yönetenlere gözleri kapalı...