Ana içeriğe atla

Kayıtlar

Duygusal İstismarın Dijital Yüzü

  Geçen gün kahve ve çay içmek için ara sıra gittiğim Alsancak'taki eski belediye sokağındaki kahvelerden birinde bir arkadaşımla karşılaştım. Çaylar kahveler geldi gitti, laf lafı açtı, konu yeni iletişim teknolojilerine ve bir fotoğraf silme uygulamasına geldi. Bu uygulama, fotoğrafın bütünlüğünü bozmadan kadrajdaki istenmeyen görüntülerin silinmesini sağlıyormuş. Düşünebiliyor musunuz? Artık sadece yaşamımızın bir kesitini paylaştığımız insanlardan değil, aynı kadraja girdiğimiz insanlardan da  rahatsızlık duyabiliyoruz. Sezen Aksu'nun en sevdiğim şarkılarından biri "Gidemem" şarkısıdır; "Ben, hiç kimseden gidemem, gitmem. Unutamam acı tatlı ne varsa hazinemdir" mısrasının, bizi biz yapanın geçmişimiz olduğunu çok iyi vurguladığını düşüyorum. Peki son yıllarda ne oldu da biz, benliğimizi inşa eden geçmişimizden kaçar olduk? Nedir bizim geçmişimizle ilgili derdimiz? Bir insanın geçmişinden kaçması, kendinden kaçmasıyla özdeş değil mi? Şimdi gelin hep bir...

Sürdürülebilirlik ve Tutarlılık

  İlişkilerin zamanın akışı içinde kaçınılmaz olarak yıpranacağı savı, kârlılığını sürekli değişiklik ve yenilik üzerine inşa eden tüketim ekonomisinin çarpıtmalarından biridir. Bu düşünce, aslında ilişkilerin doğası hakkında yanlış bir algı yaratır ve insanların ilişkilerini derinleştirmek ve sürdürülebilir kılmak için gösterebilecekleri çabayı küçümser. Öncelikle, sağlıklı ve güçlü ilişkiler inşa etmek, zaman ve emek gerektirir. İlişkilerdeki bağlılık, anlayış ve empati, zamanla güçlenir ve derinleşir. Bu süreçte yaşanan zorluklar, ilişkilerin gelişmesine ve daha sağlam temellere oturmasına katkıda bulunur. Tüketim ekonomisi ise, yeni ürünler ve deneyimler yaratarak sürekli bir yenilik arayışını teşvik eder. Olası yeni partnerlerin ve ilişkilerin yarattığı tüketim potansiyeli moda, kozmetik, lüks tüketim ve hatta ilaç endüstrisine kadar birçok sektörün kârına kâr katar. Dolayısıyla bu çevrelerin edebiyat, sinema ve görsel sanatlar üzerinden yaptıkları iletişimin temelinde, insa...

Büyük Veri

  Yüzyıllardır hep aynı tuzaklara düşüyoruz. Yararımıza geliştirildiğini düşündüğümüz sistemlerin gerçekte uyruklaştırılmamıza hizmet ettiğini göremiyoruz. Günümüzde teknoloji ve dijitalleşmenin hızla ilerlemesiyle birlikte yaşamlarımızın birçok alanı, görünmez ama güçlü bir kontrol altında şekilleniyor. Özellikle İnternet, cep telefonları ve kredi kartlarının yaygın kullanımı, her birimizin birer veri kaynağına dönüşmesine neden oldu. Büyük veri, yani #büyükveri (#bigdata), bu noktada devreye giriyor ve bireylerin günlük yaşamlarına dair topladığı bilgilerle devasa bir veri havuzu oluşturuyor. Bu süreçte, yaşamlarımızı, ilişkilerimizi, sevgimizi ve hatta hastalıklarımızı bile araçsallaştırmış durumdayız. Teknolojik cihazlar ve dijital platformlar aracılığıyla sürekli veri üretiyoruz. Örneğin, attığımız her adım, yaptığımız her alışveriş, izlediğimiz her video, ziyaret ettiğimiz her web sitesi, sosyal medya paylaşımlarımız ve hatta sağlık uygulamaları üzerinden elde edilen verile...

Modernizmin Çöküşü

Barbar göçleri ve saldırılarıyla yıkılan Roma Uygarlığı'nı ne askeri ne de ekonomik gücü koruyabilmişti. Bugün, geçmişine iki dünya savaşının yanı sıra sayısız bölgesel çatışma sığdırmış modernizm benzer bir tehdit altında. Modernizm, 18'inci yüzyıldan günümüze savunduğu değerlerle kökten çelişen bir dönüşüm geçiriyor. Yaşadıklarımız, Üçüncü Dünya Savaşı sonrasını konu alan kurgubilim filmlerden farksız. Botlara, teknelere, gemilere doluşan ölüm pahasına denize açılan mülteciler. Kendini patlatacak, kalabalıkların ortasına kamyonla dalacak gece kulüplerinde, konser salonlarında sokaklarda sivilleri silahla tarayacak düzeyde beyni dinle hurafelerle dogmalarla yıkanmış, kinle büyütülmüş insancıklar. Yakılmış yıkılmış şehirler, bombalanan siviller; parçalanmış insan bedenleriyle dolu ekranlar, gazete sayfaları, internet siteleri, sosyal medya görüntüleri... Yaşananlar din, ırk savaşlarının çağdaş sürümünden başka bir şey değil. Bu kez, karşı karşıya gelenler Katolikler...

Ekonomi Tıkırında

2002 yılında Türkiye tarihinin en derin ekonomik krizlerinden birinden yeni çıkmıştı. İktidardaki koalisyon hükümeti IMF dayatmasıyla da olsa başta Merkez Bankası ve diğer ekonomiyle ilgili karar alıcı konumdaki kurumları özerkleştirmiş, sorunun ortaya çıkışında belirleyici bir rol oynayan finans sistemini yeniden yapılandırmış, aldığı tasarruf önlemleriyle devletin kaynak israfının önemli oranda önüne geçmişti. Aynı dönemde dünya ekonomisi yüzyılda bir görülen türden bir bolluk döneminin keyfini sürüyordu. Çeşitli finansal manipülasyonlarla yaratılmış ekonomik karşılığı olmayan trilyonlarca dolar (kaydi para) kontrolden çıkmış   bir sel gibi gelişmekte olan ülkelere akıyordu.   Çokuluslu sermaye satın alabileceği, borç para verebileceği şirketler, hükümetler arıyor, ''küreselleşme'' kelimesini   dillerinden düşürmeyen fon yöneticileri; Türkiye, Çin, Hindistan, Malezya, Brezilya, Meksika gibi gelişmekte olan ülkelerde yatıp kalkıyordu. Çokuluslu sermaye önce akı...

Haydi Sevişelim (1)

Türkiye’de Yükselen Bir Çelişki: Cinselliğin Yozlaşması ve Doyumsuzluk Son yıllarda, Türkiye'de, 1968’lerde Batı’da başlayan cinsel özgürlük hareketlerini çağrıştıran bir yaşam biçimi hızla gelişiyor. Ancak bu yönelimin ardında, ne çocuklukta bastırılan cinselliğin yarattığı hastalıklı toplumsal yapıyı dönüştürme çabası, ne kadın ve erkeğin toplumsal rollerini yeniden tanımlama iradesi, ne de yozlaşmış evlilik kurumunu sorgulama amacı var. Bu eğilim, gizlilik ve yalan üzerine kurgulanmış bir yozlaşmayı temsil ediyor. Batı'dan kopyalanan ancak içselleştirilmeyen bu anlayış, cinsel hazzı insani varoluşun tek amacı olarak benimseyen bir tür "Orta Doğu tipi hedonizm." "Bilim ve teknolojiyi alalım ama kültür, sanat ve yaşam tarzı Batı’da kalsın" anlayışının, cinselliğe uyarlanmış bir versiyonu. Bu, "Eşim, kızım, annem kimseyle birlikte olmasın ama ben başkalarının eşleriyle, kızlarıyla birlikte olayım; evliyim ama çok eşliliğin nimetlerinden de faydalanayı...

Sayın Kemal Kılıçdaroğlu İstifa Etmelisiniz (1)

Retorik   ya da eski ismiyle   belâgat birisini bir şeye inanmaya, bir düşünceyi benimsemeye ya da bir davranışı sergilemeye ikna etmek ereğiyle yapılan abartılı anlatım. Sözle etkileme, ikna etme, tahrik etme, büyüleme, tartışma aracı olan retorik Antik Çağ'da ortaya çıktı. Retorik, iletilen mesajı   kanıtlar, analizler, verilerle ortaya koymak yerine sözün gücünü temel alır. Retoriğe karşı en etkili silah yine retoriğin kendisidir. Brütüs, Julius Casear'ı  bıçakladıktan sonra senato önünde toplanan halka seslenir. Amacı yapılan darbeyi meşrulaştırmaktır. Söz cambazı Brutus, halkı güçlü belagatiyle doğru bir şey yaptıklarına ikna eder. Kazandığından o kadar emimdir ki, konuşmasını bitirdikten sonra meydanı terk eder. Ne var ki, ardından kürsüye Marcus Antonios çıkmış ve o ünlü konuşmasını yapmıştır. (*) Konuşma sonrasında, Roma Demokrasi'sini yıkan, kendini diktatör ilan eden Casear'dan sıdkı sıyrılmış halk, gördüğü onca zulme rağmen Antonios'un arkasında s...