Kendisinden önce yaşamış nesillerin emekleriyle, yoğun mücadeleler sonucunda elde edilen kazanımların farkında olmayan bir toplumda yaşıyoruz. Tarihin derinliklerinden bugüne dek gelen uygarlık çabasının, düşüncenin ve bilginin önemini kavrayamayan; eleştiriyi küçümseyen; düşünce özgürlüğünün toplumu geliştirme gücünü yadsıyan; uzmanları, çalışanları sadece birer hizmetli olarak gören; aydınları sermaye ve siyasetin vesayetine teslim eden bu düzeni kabul etmek mümkün mü? İnsanların bireyselliğini, ortak aklı hiçe sayan, bir efendinin vesayeti altında yaşamayı gönüllülükle benimsemiş toplumlar asla yükselemez. İnsanca yaşam, beslenmek, barınmak ya da üremek gibi biyolojik gereksinimlerin ötesine uzanan bir varoluş şeklidir. İnsanca yaşam, hayata anlam katan, düşünen bir varlık olmanın ve bu dünyada bir iz bırakmanın verdiği huzurla şekillenir. Düşünen bir varlık olarak insan, aynı zamanda sosyal bir varlıktır. Ancak bu sosyallik, restoranlarda, ibadethanelerde stadyumlarda ya da ...