Ana içeriğe atla

Maskelerin Ardındaki Gerçek


Susmak kimseye mutluluk getirmedi, getirmeyecek. Birileri, bedeli sosyal dışlanma olsa bile, gerçekleri dillendirmeli. Artık bu tiyatro bitmeli, sahne kapanmalı.

İyi insan, iyi yönetici, iyi anne, iyi baba, kadim dost, duyarlı sevgili, sadık eş…
Bu rollerin tamamı sorgulanmalı. Çünkü rol yapmak bile asgari bir zekâ, oynanan karakterin içselleştirilmesini ve her şeyden önce insanlığı gerektirir.

Bana kalırsa gerçek erdem cesarettir:
Maskesiz sahneye çıkabilmek.

Sen… şu anda karşımda duran…
Biliyor musun, aslında gördüğüm sen değilsin. Olamamışsın; ama olmuş gibi yaşıyorsun. Ve şunu bil: Oynamak tutarlılık gerektirir. Eğer “iyi”yi oynuyorsan, işte de iyi olmalısın, evde de, sokakta da, restoranda da, yatakta da… Kısacası yaşamın her anında aynı rolü sürdürmelisin.

Ama bu yorucudur.
Çok yorucudur.

İşte bu yüzden, oynamak istemiyorsan başka bir yol var:
Olmalısın.

Eğer keşfettiysen “olmayı”, gerçekten kendin olmayı, o zaman kendin olmalısın. O anda oyun biter.

Artık rol yapmana gerek kalmaz. Çarpıtmalarını, eğip büktüklerini, yalanlarını zihninde tutmak zorunda kalmazsın. Kendin olduğun anda, gerçekliğinin ışığı yüzeye vurur. Güzelliğini saklamana gerek kalmaz; çirkinliklerin bile kabul görür.

Ve belki de ancak o zaman gerçekten sevilirsin.
Gerçekten anlaşılırsın.

Haydi, cesaret et.
Maskeni çıkar.

Çünkü belki de dünyanın, senin gerçek hâline ihtiyacı vardır.

 

Yorumlar

Bu blogdaki popüler yayınlar

İki Kez Sürülmüş Halkın Sessizliği: Karamanoğullarının ve Mübadelenin Hafızası

  Bu hikâye benim için bir tarih anlatısı değil; bilinçdışımda   fısıltıyla konuşulan bir hafıza . Anne tarafım Girit’ten, baba tarafım Kavala’dan bu topraklara savrulmuş. Anneannem, Girit’te bir Rum ilkokulunda öğretmenlik yaparken, annesiyle birlikte bir sabah “gitmek zorundasınız” denilerek Anadolu’ya gönderilmiş. Dedem, Girit’ten çıkan 5 kardeşten biri.   Dedemle anneannem yıllarca kendi aralarında Rumca konuştular; o dil, ne tamamen geçmişti ne de bu topraklara aitti —tıpkı onların kalbi gibi. Baba tarafım Kavala’dan İzmir Menemen’e geldi. Toprakla tutunmaya çalışan, yoksul ama inatçı bir hayattı bu. Beş kardeşten yalnızca babam üniversite okuyabildi; diğerleri, göçün bıraktığı yoksulluğu sessizce omuzladı.Ben, iki yakadan gelen bu insanların çocuğuyum, yerinden edilmişliğin çocukları. Bu yazı, işte o yüzden yalnızca Karamanlıların, Giritlilerin, Kavala göçmenlerinin değil; iki kez sürülmüş, iki kez susmuş insanların hikâyesidir.   “Yel eser Karaman’da...

Enkazdan menfaat Devşirmek: Kariyer Yalanları ve "Başarılı" İflaslar

  Bu yazıyı dışarıdan bakan bir gözlemci ya da kulaktan dolma bilgilerle konuşan bir eleştirmen olarak yazmıyorum. Bahsettiğim o masalarda oturdum; aynı projelerde ter döktüm, hangi uyarının hangi ego duvarına çarptığını, hangi hataların bile bile örtbas edildiğini yakından izledim. İsim verebilir miyim? Hem de çok rahat. Ama derdim şahıslarla değil. Zira bu çağda hedef göstermek en kolay, sistemi anlamak ise en zor olanı. Asıl meselemiz sadece ekonomik başarısızlıklar değil; asıl mesele, başarısızlığın nasıl olup da bir başarı hikâyesine dönüştürülebildiği. Yıllarca o koltukları liyakatle değil, ilişki ağlarıyla işgal edenlerin; yetkinlikleri sorgulanırken nasıl olup da vazgeçilmez kılındıklarını konuşmalıyız. Bu, hafızası silinmiş bir sistemin, arkasında enkaz bırakanları ısrarla ödüllendirme hikâyesidir. Yüzü Kızarmayan "Başarı" Öyküleri En garibi de bu kişilerin, yarattıkları yıkımın tozları henüz yere inmemişken, hiçbir şey olmamış gibi sosyal mecralarda boy gös...

Yalnızlık mı, Tek Taraflı Kalabalık mı?

Artık bazı şeyleri yapmayı bıraktım. Aramayı bıraktım. Mesaj atmayı bıraktım. Hatırlatmayı, davet etmeyi, özel günleri kutlamayı bıraktım. Ve fark ettim ki bazı ilişkiler benim ugraşım sonucu ayakta duruyormuş. Oysa iletişim dediğimiz şey iki yakası olan bir köprüdür,  tek tarafli iletişim bağ değil; yüktür. Sürekli sen arıyorsan, sen soruyorsan, sen hatırlıyorsan, sen toparlıyorsan… Orada iletişim yoktur. Orada alışkanlıkla sürdürülen, tek taraflı bir bağ vardır. Bazen bilerek sessizleşmek gerekir. Geri çekilip bakmak: Kim fark edecek? Kim arayacak? Kim merak edecek? Ve çoğu zaman gerçekle yüzleşirsin: Sen sustuğunda, herkes sus pus olmuştur. Aslında bu bir kayıp değildir. Bu bir ayıklamadır. Kendi yokluğunda kimlerin eksildiğini görmek, hayatın en dürüst aynasıdır. Peki ya yalnızlık?  Kötü bir şey mi yalnızlık? Kesinlikle hayır. Zorunlu kalabalık çok daha kötüdür. Yan yanayken bile anlaşılmamak, konuşurken karşılık bulamamak… Bunlar, yalnızlıktan çok daha ağırd...