Ana içeriğe atla

Kayıtlar

Düşünsel Ortaçağ

Düşünsel Orta Çağın Çıkmaz Sokaklarında Tanzimat Fermanı ya da bilinen adıyla Gülhane Hatt-ı Şerif-i’nin ilanı, Osmanlı’nın Batı’ya uyum çabalarının bir dönüm noktasıydı. Ancak bu modernleşme hamlesi, yüzeysel kaldı. Avrupa’ya öğrenciler gönderildi ama ekonomi eğitimi alanların sayısı yok denecek kadar azdı. Oysa aynı dönemde Japonya, benzer bir geri kalmışlık sorunuyla karşı karşıyaydı. Onlar, Batı’ya gönderdikleri öğrencilerin neredeyse tamamını ekonomi ve mühendislik gibi kalkınmanın temelini oluşturan alanlara yönlendirdi. Japonya’nın attığı bu adımlar öylesine etkiliydi ki, ekonomi biliminin matematiksel yöntemlerle gelişimine öncülük eden William Stanley Jevons’un öğrencilerinin büyük kısmını Japonlar oluşturuyordu. Osmanlı ise hâlâ düşünce üretimini, ekonomiyi ve toplumsal dönüşümü bilimsel temellere oturtmanın gerekliliğini kavrayamıyordu. Bir toplum düşünün: 16. yüzyılda ortaya çıkan Merkantilizm’i, 18. yüzyıldaki Liberalizm’i, 19. yüzyılın Marksizm’ini anlamadan; tartışma...

Mülkiyetin Meşruiyet Koşulları Üzerine: Kıt Kaynaklar, Yaşama Hakkı ve Toplumsal Uzlaşı

  Mülkiyet kavramı, siyaset felsefesi ve hukuk kuramında en çok tartışılan başlıklardan biridir. Kimileri için mülkiyet bireyin özgürlüğünün önkoşulu, kimileri için başarının ödülü, kimileri için ise eşitsizliklerin kaynağıdır. Aydınlanma Çağı düşünürlerinin en etkililerinden biri olarak kabul edilen ve genellikle “liberalizmin babası” sayılan John Locke, mülkiyetin emeğin doğal sonucu olduğunu savunurken; Jean-Jacques Rousseau, özel mülkiyetin toplumsal eşitsizliğin ve köleliğin başlangıcı olduğunu ileri sürmüştür. Marx ise üretim araçlarının özel mülkiyetini sömürü düzeninin kurucu unsuru olarak değerlendirmiştir. Bu makalede mülkiyetin doğasına dair soyut tartışmaları somutlaştırmak için bir düşünce deneyi kullanacağım: Sekiz insanın yaşadığı, tek gıda kaynağının bir meyve ağacı olduğu bir ada. Bu senaryo üzerinden mülkiyetin meşruiyet koşullarını irdeleyecegim. 1. Mülkiyetin Doğal Hak İddiası Locke’un yaklaşımıyla düşünüldüğünde, ağacı ilk bulan veya emeğini katan kişi onu ...

Türkiye'de Yargı Robotlara mı Bırakılmalı?

Bu ülkede adaletin siyasetten bağımsız olmasını ne kadar çok konuştuk, değil mi? Yıllardır hâkimlerin, savcıların baskı altında kaldığını, suçsuz insanlara soruşturmalar açıldığını, anayasaya akırı yargı kararlarını, yargıdaki atamaların iktidar eliyle yapıldığını, insanların mahkemelere güvenini kaybettiğini yazıp duruyoruz. Adaletin terazisi eğildikçe, toplumun vicdanı da yara alıyor.Türkiye’de adalet, yıllardır iktidarların oyuncağı, sopası haline getirildi. Bazı hâkimler, savcılar, siyasi iktidarın gölgesinde karar veriyor. Adalet Bakanı’nın aynı zamanda Hâkimler ve Savcılar Kurulu’nun başkanı olduğu bir ülkede neredeyse hergün birileri çıkıp Türkiye hukuk devletidir, yargı tarafsızdır şablonunu  papagan gibi tekrarlıyor.  Bu çarpıklıklar yüzünden milyonlarca yurttaş adalete güvenmiyor. Ama elimizin altında yeni ve güvenilir bir imkân var: yapay zekâ. Kimi okurlar “Aman, adalet robotlara mı kalacak?” diyecek. Bu, büyük bir yanlış anlama. Amaç insanı sistemin ...

Aşkın Kimyasal Çorbası: bilinçli bir süreç mi? Yoksa Bir Avuç Hormon mu?

İnsanoğlu aşkı binlerce yıldır şiirle, mitolojiyle, falcı teyzelerle açıklamaya çalıştı. Halbuki işin özeti şu: Beyin size birkaç hormon salgılıyor, siz de “ruh eşim!” diye ortalıkta dolanıyorsunuz. İşte aşkın kimyasal menüsü 👇 1. İlk Bakışta Aşk: Dopamin = Bedava Kokain Gördünüz, beğendiniz, kalbiniz yerinden fırlayacak gibi. Sanıyorsunuz ki kader ağlarını örüyor… Yok öyle bir şey. Beyin size dopamin salgılıyor. Bu hormon tam bir parti manyağı: enerji, mutluluk, bağımlılık… Yani adeta bedava kokain. Yanına adrenalin ve noradrenalin de eklenince sonuç belli: El titremesi, kalp çarpıntısı, midede kelebek değil, resmen “pankart açmış gösteri yürüyüşü” 2. Serotonin = Tatildeki Mantık Âşıkken serotonin seviyeniz düşüyor. Normalde bu hormon size “saçmalama, işine bak” derdi ama aşk süresince izin alıp tatile çıkıyor. Sonuç: Takıntılar başlıyor. WhatsApp’ta çevrimiçi mi, değil mi? 37 kez baktınız, hâlâ cevap yok. Bunu aşkın yarattığı bir romantizm sanıyorsunuz, aslında beyniniz serotonin aç...

Hakaret”in Gölgesinde Özgürlük: Türkiye’de İfade Hakkının Daraltılması Üzerine

21. yüzyılın başından itibaren Türkiye’de “hakaret” kavramı, yalnızca kişisel onuru koruyan bir hukuki norm değil; siyasal iktidarın eleştiriden kaçınmak için başvurduğu en güçlü araçlardan biri hâline gelmiştir. İfade özgürlüğü, evrensel anlamda “rahatsız edici olanı da kapsayan” bir haktır. Ancak Türkiye'de, bu hak özellikle son yirmi yılda sistematik biçimde “hakaret kisvesi” altında kısıtlanmakta, düşünce ile suçun sınırları giderek belirsizleşmektedir. Bu makale, Türkiye’deki “hakaret” olgusunu yalnızca yerel bir mesele olarak değil, tüm insanlığa örnek teşkil edebilecek evrensel bir tehdit olarak ele almayı amaçlamaktadır. 1. Türkiye’de Hakaret Suçunun Araçsallaşması Türk Ceza Kanunu’nun 299. maddesi, “Cumhurbaşkanına hakaret” suçunu düzenler. Bu madde, 2014 yılından itibaren yoğun biçimde uygulanmış, on binlerce yurttaş yalnızca bir söz, bir karikatür, bir paylaşım nedeniyle soruşturmalara ve davalara maruz kalmıştır. Bu davalarda sanıkların kimliği değil, söyled...

Hedonizmin Sessiz Yıkımı

Bir zamanlar insanlar yollara düşerdi; kimi bir aşkı unutmak, kimi kendini yeniden bulmak için... Yolculuk, dış dünyadan çok içe yapılan bir arayıştı. Doğasından koparılmış insanın, doğayla yeniden bütünleşme çabasıydı bu. Dönüşmeye, sorgulamaya, öğrenmeye dair bir niyet... Peki ya şimdi? Mutluluğun tüketimle özdeşleştiği, yaşamın amacının hazla tanımlandığı bu çağda yolculuk artık bir içsel keşif değil; bir fetih, bir tüketim seferine dönüştü. Bugün turizm, çoğunlukla “dinlenmek”, “yeni yerler görmek” ya da “kültürel zenginliklerle buluşmak” gibi masum kavramlarla pazarlanıyor. Ancak dikkatle bakıldığında, modern turizmin ardında daha karanlık bir dinamik yatıyor: Mutluluğun tüketimle, yaşamın hedonizmle tanımlanması. Turizm sektörü doğayı metalaştırıyor. Ormanlar, sahiller, tarihi yapılar yalnızca “turist çeksin” diye şekillendiriliyor. Yerel halk kendi topraklarında hizmetkâr konumuna indirgeniyor. Geleneksel yaşam biçimleri, özgün kültürler birer “gösteri”ye, tüketilece...