Ana içeriğe atla

Kayıtlar

''Karizmatik Lider'' Muharrem

Bir ''karizmatik''lider düşünün ki, yaptığı her iki yatırımdan biri hüsranla sonuçlansın. Bir ''karizmatik'' lider düşünün ki, hataları yönettiği organizasyonu yüz milyonlarca dolar zarara uğratsın. Bir ''karizmatik'' lider düşünün ki, gösteri yapma yetkinliği, diksiyonu ve kulaktan dolma bilgiler dışında bir yetkinliği bulunmamasına rağmen ilahlaştırılsın. Bir lider düşünün ki, tüm başarısızlıklarına karşılık medya tarafından ülkenin en başarılı yöneticilerinden biri olarak pazarlansın, pırıl pırıl gençlere örnek gösterisin...      ''Muharrem yerden on bin metre yüksekte böyle bir son hak etmediğini düşünüyordu...         İşten atılma gibi bir olguya hiç aklını yormamıştı. Öyle ya, ''işini yitirme'' sıradan insanların dünyasına ait bir olguydu. Patronların, büyük adamların, yaşamında yeri yoktu. İş yaşamı süresince verimsizlik, karlılık, etkinsizlik gibi gerekçelere binlerce insanın işine son v...

'Karizmatik' Lider Aldatmacası

''Karizma'' kavramı bir bireyin sıradan insanlardan farklı, doğaüstü, insanüstü bazı özel niteliklere sahip olması bağlamında kullanılır. Öğretiye göre, karizmatik özelikler sıradan insanların ulaşamadığı örnek özelliklerdir ve kişi bu özeliklerin temelinde lider sayılır. Geçmişte peygamberlere, bilge kişilere, büyücülere atfedilen bu sıfat bugün iş dünyasının tanınmış, CEO ları, yönetim kurulu başkanları, için kullanılıyor.  Öyle ya, bir şirketin bir kurumun aldığı her kararın, çizdiği her stratejinin, yaptığı her yatırımın bir başarı gibi pazarlanması ancak kahramanlar, efsaneler, yaratmakla olasıdır. Tam da bu nedenle, uzmanlığın, ortak aklın bilginin, diyalektiğin karşısına gizemli insanüstü güçlere sahip bir lider tiplemesi konumlandırıldı. Liderlik, dehanın insanlar üzerindeki nüfuz gücüyle, bir kahramanın içtepileriyle, büyük adamın sezgileriyle özdeşleştirildi. Yaşamın her alanında insanlığa acı ve gözyaşı dışında bir şey kazandırmamış olan;  kahramana, us...

Neden Yazıyorum?

Bilginin yaşam kalitesi üzerindeki belirleyiciliğine karşılık; herkes gibi ben de iş dünyasının bilgiyle, gerçeklikle, geçmişle ve gelecekle bağlarını koparmış ilkel iş yapış kültürünü, bir çemberin içinde taşlanarak öğrenmek zorunda kaldım. Çünkü geçmişte bu ilkelliğe tanıklık edenler; gelecek kuşaklar için ne bir durum tespiti, ne bir çözümleme ne de bir yol haritası bırakmadan bu ''cehennemi'' terk etmişlerdi. Bu duyarsızlık hâlâ devam ediyor; Türk toplumu iş dünyası içinde olup bitenden hâlâ habersiz. Ne üzücüdür ki; borsa, döviz kuru, faiz, enflasyon ve istihdam gibi etkileri kısa vadede duyumsanan olgular dışında, çalışma yaşamı kimsenin ilgisini çekmiyor. İnsanların büyük çoğunluğu çalışmayı sadece yaşamı sürdürmenin bir aracı; bir gelir ve bir ücret kaynağı olarak görüyor. Oysa arkeolojik ve antropolojik bulgular bize insanı insan kılanın, doğanın sunduklarıyla yetinmek zorunda olan hayvandan ayıranın "iş" olduğunu gösteriyor.  Evet, insan alet yap...

Mutlak Monarşiyle Yönetilen Organizasyonlar

Peter F. Drucker Değişim Çağının Yönetimi (Managing In Time of Great Change) adlı kitabında aile şirketleri için birinci kuralı şöyle vurgular. ‘’Aile üyeleri, en az aile üyesi olmayan çalışanlar kadar yetenekli değillerse, en az diğer çalışanlar kadar değer yaratamıyorsa, şirkette çalışmamalıdırlar. Çünkü tembel ve bilgisiz bir akrabaya işe gelmemesi için ödeme yapmak, onu bordroda tutmaktan çok daha ucuza mal olur. Aile şirketlerinde çalışan aile üyeleri, resmi görev ve unvanları ne olursa olsun, her zaman üst yönetimdedir. Bu insanlar restoranda, yazlıkta kışlıkta tatilde patronun masasında oturur ona ‘’babacığım’’  ‘’dayıcığım’’ diye hitap ederler.  Şirkette çalışmasına izin verilen sıradan, liyakatsiz, bilgisiz aile üyeleri diğer çalışanların öfkesini kazanır; üst yönetime, şirkete olan güveni azaltır. Yetenekli çalışanlar işten ayrılmasına; kalanların ise kısa süre içinde birer dalkavuğa dönüşmesine yol açar. Örneğin aile, sıradan ya da tembel bir akrabaya ‘’Araştır...

Neden Aile Holdingleriyle Olmaz?

Tek kişi işletmesi konumunda faaliyet gösteren şirket sahipleri dışında hiçbir patron ‘’şirketin sahibi benim, burayı keyfimce yönetirim, insanları dilediğim koşullar altında çalıştırırım’’ deme hakkına sahip değil. Çünkü kişinin mutluluğu, çalışma koşulları, yaşamı ve insani gereksinimlerini karşılama düzeyi en az girişim özgürlüğü, mülkiyet hakkı kadar toplumsal bir olgu. Dolayısıyla ülke kaynaklarıyla  edinilen sermayenin kullanım şekli üzerinde en az sermaye sahipleri kadar toplumun da söz söyleme hakkı var.  Bugün sürdürülebilir rekabet üstünlüğü doğrudan şirketlerin marka , teknoloji yaratabilme yetkinliğine bağlı.  Yani refah toplumuna giden yol markaları küresel düzlemde başarıyla rekabet eden, yenilik, teknoloji , trend yaratabilen bir ekonomi inşa etmekten geçiyor. Peki, Ülkenin refah düzeyinin yükseltilmesi bağlamında  kritik bir öneme sahip Türk İş Dünyası bugünkü yapısıyla böylesine ciddi bir sorumluluğu üstlenebilecek yetkinlikte mi?   B...

Batılı Burjuva İle Türkiye'deki Sözde Seçkin Arasındaki Temel Ayrımlar

Werner Sombart, yirminci yüzyılın başlarında kaleme aldığı "Modern Ekonomi Dönemine Ait İnsanın Ahlaki ve Entelektüel Tarihine Katkı" adlı kitabında Kapitalizmin şafağında yer almış insanların amacının; insanın yaşamasına hizmet etmek olduğunu vurgular. Ona göre, ilk burjuvaların etkinliklerini belirleyen temel güdü; bu insanların, kendi çıkarları kadar diğer insanların çıkarlarına yaşamsal bir önem atfediyor olmalarıdır.  Doğan Avcıoğlu,  burjuva ideologlarının en az hümanist oldukları kadar devrimci olduklarını şu argümanlarla desteklemişti:  '' Büyük klasik ekonomistlerin liderliğini yaptıkları hareketin hedefi; hızlı kalkınmaya elverişli, gerçekçi sosyal ve ekonomik bir düzenin kurulmasıydı. Var olan feodal düzeni, rasyonel olmadığı, üretim güçlerinin serbestçe gelişmesini ve hızlı kalkınmayı engellediği için şiddetle eleştirmekte, kapitalizmi  düzenli kalkınmayı gerçekleştireceği için savunmaktaydılar.''   Adam Smith, kral ve memurlarının ‘’ veriml...

Modern Hayatın Hiçlik Halleri; İnsan Manzaraları

Sürekli bir dışa dönüklük, sürekli ilişkiye hazır olma, sevişmeden duramama hali. Seviştikçe acıkma, acıktıkça sevişme, geçmişi an ile aşma hali. Benzer duvarlara tekrar tekrar çarpma, herkesin herkesle her an sevgisiz bütünleşebileceğine inanma yanılgısı. Ama aslında bu, kendiyle  kalamamanın, kendiyle zaman geçirememenin trajik bir tablosu. Kendine yalan söylemenin bir yaşam şekline dönüşmesi, farklı olana tahammülsüzlük, ulaşılamayanı putlaştırıp ulaşılabilir olanı yadsıma hali. Aslında bu; okumaktan, bilgiden kaçış... Okuduğunu anlamama; odaklanma, dinleme, düşünme yoksunluğu. Kelimelerin ardındaki anlamı kavrayamayan zihinlerin, nesilden nesile aktarılan yalanlarla günümüz yaşamını anlamlandırma çabaları ve bu uğraşın verdiği bıkkınlık, yorgunluk, vazgeçiş... Aslinda bu; anlatmak, paylaşmak, keşfetmek, aşmak, dönüşmek yerine yalanlarla, çarpıtmalarla, öfke patlamalarıyla gerçeklerden kaçma hali. Düşünmeden eyleme geçme... Arzulanan her şeye anında sahip olma isteği. İ...