Ana içeriğe atla

Kayıtlar

Danışman mı, Soytarı mı?

Peter; doğrusu sevgili Raphael, bir kral yanına girmemenize şaşırıyorum. Hangisine başvursanız hem hoşlanır hem yararlanır değerli dersler alırdı sizden.. Siz de hem kendinize hem ailenize, hem de dostlarınıza parlak bir durum sağlardınız’’ Raphael; ailemden yana pek kaygım yok. Bana bencil demeye dilleri varmaz; daha fazla para kazanmak için de benim bir krala kölelik etmemi isteyemezler. Peter: Yanlış anlamayın. Ben sizin kral yanına uşak olarak değil, bakan olarak girmenizi söylemek istedim’’  Raphael: Dostum krallar, ikisini ayırmazlar birbirinden. Bakanı da kendilerine hizmet eden uşak olarak görürler.’’ Peter; Bakan ya da başka şey.  Benim istediğim sizin halka, insanlara daha yararlı olmanız ve kendiniz için daha mutlu bir yaşam sağlamanız. Söze Moros karışır; Siz paraya, devlet koltuğuna düşkün değilsiniz, orası belli. Bana sorarsanız, sizin gibi bir insana, bir imparatorluğun başındaki insandan daha çok saygı duyarım. Ama bana öyle geliyor ki sizi...

Küreselleşme, Bir Şeytan mı Yoksa Bir Melek mi?

The New York Times yazarı Thomas L. Friedman günümüzdeki anlamıyla küreselleşmeyi en erken öngören düşünürün Karl Marx olduğunu söyler. Gerçekten de, Marx’ın on dokuzuncu yüzyılın ilk yarısında yaptığı saptama, günümüz insanını şaşırtacak doğruluktadır. ‘ ’Eskiden kurulmuş olan tüm sanayiler ya yıkılıp gitti ya da her geçen gün yıkılıp gidiyor. Bunların yerini, yerli ham maddeyi değil, uzak yerlerden sağlanan ham maddeleri işleyen sanayiler; ürünleri sadece üretildikleri ülkede değil,  dünyanın dört bir yanında tüketilen sanayiler alıyor. Ülke içinde üretilen ürünlerin karşıladığı eski gereksinimler yerini uzak  ülkelerin ürünlerine bağlı yeni gereksinimlere bırakıyor. Ulusal içe kapanıklılık ve kendi kendine yeterlilik yerini çok yönlü ilişkilere ve ülkelerin evrensel karşılıklı bağımlılığına bırakıyor. Sadece maddi üretim değil,  düşünsel yaratımlar da tüm ulusların  ortak malı oluyor. Ulusal tek yanlılı...

''Karizmatik Lider'' Muharrem

Bir ''karizmatik''lider düşünün ki, yaptığı her iki yatırımdan biri hüsranla sonuçlansın. Bir ''karizmatik'' lider düşünün ki, hataları yönettiği organizasyonu yüz milyonlarca dolar zarara uğratsın. Bir ''karizmatik'' lider düşünün ki, gösteri yapma yetkinliği, diksiyonu ve kulaktan dolma bilgiler dışında bir yetkinliği bulunmamasına rağmen ilahlaştırılsın. Bir lider düşünün ki, tüm başarısızlıklarına karşılık medya tarafından ülkenin en başarılı yöneticilerinden biri olarak pazarlansın, pırıl pırıl gençlere örnek gösterisin...      ''Muharrem yerden on bin metre yüksekte böyle bir son hak etmediğini düşünüyordu...         İşten atılma gibi bir olguya hiç aklını yormamıştı. Öyle ya, ''işini yitirme'' sıradan insanların dünyasına ait bir olguydu. Patronların, büyük adamların, yaşamında yeri yoktu. İş yaşamı süresince verimsizlik, karlılık, etkinsizlik gibi gerekçelere binlerce insanın işine son v...

'Karizmatik' Lider Aldatmacası

''Karizma'' kavramı bir bireyin sıradan insanlardan farklı, doğaüstü, insanüstü bazı özel niteliklere sahip olması bağlamında kullanılır. Öğretiye göre, karizmatik özelikler sıradan insanların ulaşamadığı örnek özelliklerdir ve kişi bu özeliklerin temelinde lider sayılır. Geçmişte peygamberlere, bilge kişilere, büyücülere atfedilen bu sıfat bugün iş dünyasının tanınmış, CEO ları, yönetim kurulu başkanları, için kullanılıyor.  Öyle ya, bir şirketin bir kurumun aldığı her kararın, çizdiği her stratejinin, yaptığı her yatırımın bir başarı gibi pazarlanması ancak kahramanlar, efsaneler, yaratmakla olasıdır. Tam da bu nedenle, uzmanlığın, ortak aklın bilginin, diyalektiğin karşısına gizemli insanüstü güçlere sahip bir lider tiplemesi konumlandırıldı. Liderlik, dehanın insanlar üzerindeki nüfuz gücüyle, bir kahramanın içtepileriyle, büyük adamın sezgileriyle özdeşleştirildi. Yaşamın her alanında insanlığa acı ve gözyaşı dışında bir şey kazandırmamış olan;  kahramana, us...

Neden Yazıyorum?

Bilginin yaşam kalitesi üzerindeki belirleyiciliğine karşılık; herkes gibi ben de iş dünyasının bilgiyle, gerçeklikle, geçmişle ve gelecekle bağlarını koparmış ilkel iş yapış kültürünü, bir çemberin içinde taşlanarak öğrenmek zorunda kaldım. Çünkü geçmişte bu ilkelliğe tanıklık edenler; gelecek kuşaklar için ne bir durum tespiti, ne bir çözümleme ne de bir yol haritası bırakmadan bu ''cehennemi'' terk etmişlerdi. Bu duyarsızlık hâlâ devam ediyor; Türk toplumu iş dünyası içinde olup bitenden hâlâ habersiz. Ne üzücüdür ki; borsa, döviz kuru, faiz, enflasyon ve istihdam gibi etkileri kısa vadede duyumsanan olgular dışında, çalışma yaşamı kimsenin ilgisini çekmiyor. İnsanların büyük çoğunluğu çalışmayı sadece yaşamı sürdürmenin bir aracı; bir gelir ve bir ücret kaynağı olarak görüyor. Oysa arkeolojik ve antropolojik bulgular bize insanı insan kılanın, doğanın sunduklarıyla yetinmek zorunda olan hayvandan ayıranın "iş" olduğunu gösteriyor.  Evet, insan alet yap...

Mutlak Monarşiyle Yönetilen Organizasyonlar

Peter F. Drucker Değişim Çağının Yönetimi (Managing In Time of Great Change) adlı kitabında aile şirketleri için birinci kuralı şöyle vurgular. ‘’Aile üyeleri, en az aile üyesi olmayan çalışanlar kadar yetenekli değillerse, en az diğer çalışanlar kadar değer yaratamıyorsa, şirkette çalışmamalıdırlar. Çünkü tembel ve bilgisiz bir akrabaya işe gelmemesi için ödeme yapmak, onu bordroda tutmaktan çok daha ucuza mal olur. Aile şirketlerinde çalışan aile üyeleri, resmi görev ve unvanları ne olursa olsun, her zaman üst yönetimdedir. Bu insanlar restoranda, yazlıkta kışlıkta tatilde patronun masasında oturur ona ‘’babacığım’’  ‘’dayıcığım’’ diye hitap ederler.  Şirkette çalışmasına izin verilen sıradan, liyakatsiz, bilgisiz aile üyeleri diğer çalışanların öfkesini kazanır; üst yönetime, şirkete olan güveni azaltır. Yetenekli çalışanlar işten ayrılmasına; kalanların ise kısa süre içinde birer dalkavuğa dönüşmesine yol açar. Örneğin aile, sıradan ya da tembel bir akrabaya ‘’Araştır...

Neden Aile Holdingleriyle Olmaz?

Tek kişi işletmesi konumunda faaliyet gösteren şirket sahipleri dışında hiçbir patron ‘’şirketin sahibi benim, burayı keyfimce yönetirim, insanları dilediğim koşullar altında çalıştırırım’’ deme hakkına sahip değil. Çünkü kişinin mutluluğu, çalışma koşulları, yaşamı ve insani gereksinimlerini karşılama düzeyi en az girişim özgürlüğü, mülkiyet hakkı kadar toplumsal bir olgu. Dolayısıyla ülke kaynaklarıyla  edinilen sermayenin kullanım şekli üzerinde en az sermaye sahipleri kadar toplumun da söz söyleme hakkı var.  Bugün sürdürülebilir rekabet üstünlüğü doğrudan şirketlerin marka , teknoloji yaratabilme yetkinliğine bağlı.  Yani refah toplumuna giden yol markaları küresel düzlemde başarıyla rekabet eden, yenilik, teknoloji , trend yaratabilen bir ekonomi inşa etmekten geçiyor. Peki, Ülkenin refah düzeyinin yükseltilmesi bağlamında  kritik bir öneme sahip Türk İş Dünyası bugünkü yapısıyla böylesine ciddi bir sorumluluğu üstlenebilecek yetkinlikte mi?   B...