Bilim açıkladı, felsefe binlerce yıldır sordu; edebiyat, tiyatro ve sinema aynayı defalarca yüzümüze tuttu. Ancak binlerce yıllık bu devasa süreçte insan ne dönüştü ne de değişti. Modern dünyanın parlak ışıkları altında, hâlâ o karanlık mağaradaki ilkel dürtülerle hareket ediyoruz. Peki, neden? Teknoloji bu denli devasa adımlarla ilerlerken, zihinsel evrimimiz neden yerinde sayıyor? İçgüdülerin Yönettiği Bir Direksiyon Ahlak, vicdan, sağduyu ve adalet; bunlar doğuştan gelen biyolojik reflekslerimiz değil, toplumsal düzeni ayakta tutmak adına düşünsel evrim sürecinde sonradan inşa ettiğimiz değerler. Direksiyonun başında bu değerler yerine hâlâ o kadim içgüdüler oturuyor? Bu yüzden yalan, haset, kötülük ve hırs hiç bitmiyor. Özellikle yalan, çoğu zaman gerçeğe göre çok daha "kullanışlı" bir araç olarak karşımıza çıkıyor. Bugün iş, aile ve aşk ilişkilerinde yalanın en belirleyici edim olmasının sebebi basit: Gerçek sorumluluk ister; omuzlarınıza ağır bir yük bindirir....