Ana içeriğe atla

Kayıtlar

2016 tarihine ait yayınlar gösteriliyor

Kapitalizm

Kimler yoktu ki aramızda. Adam Smith, John Stuart Mill, Ricardo, Maltus, Jean-Baptiste Say ve  daha niceleri. Yazdıklarımız sadece kütüphaneler doldurmadı; ekonomi biliminin daha önemlisi  kapitalizmin temellerini attı. İngiltere'nin Lancashire şehrinde ete kemiğe büründük. İlk kez bacalarımız orada tüttü.  Savunduğumuz ideolojiyi, bireysellik, sınırlı devlet, piyasa ekonomisi, girişim özgürlüğü ilkeleri  üzerinde temellendirmiştik. Gerçekte, kimsenin özgürlüğüyle, bireyselliğiyle, refahı ve mutluluğuyla ilgili değildik. Tıpkı bugün olduğu gibi o yıllarda da amacımız:  Servet ve  sermaye biriktirmek,  biriken sermayeyi yeni işlere yatırarak saygınlık ve gönencimizi sürdürülebilir kılmaktı. Tüm mesele buydu. Küçük bir azınlığın refahının genelin yararına olduğunu, zenginlerin daha zenginleşerek topluma katkı sağlayacaklarını, bu bencilliğin(bireyselliğin) diğer insanların refahını artıracağını söylemiştik. Bugün,  bu yalan sayesinde, aramızd...

2016 Türkiye'sinde Bir Günden 4 Haber;

1 ) Epilasyon dinimize aykırı’ diye bağırdı, silahla dört kişiyi yaraladı: Bir epilasyon merkezine ait tanıtım broşürünü dağıtmak isteyenlerle sokaktaki çay ocağında oturan bir grup arasında tartışma çıktı. Görgü tanıklarına göre, tartışmanın büyümesiyle gruptakilerden biri silahını çekti ve “Bunlar dinimize aykırı. Bunları dağıtmayın, bizi rahatsız etmeyin” diye bağırdı. Daha sonra da rastgele dört el ateş etti. 2) Buca Fatih Sultan Mehmet Anadolu Lisesi’nde öğrencilere izletilen National Geographic’in ‘Cosmos’ belgeselini izleten tarih öğretmeni Kahraman Kepenkçi, belgesel ‘İslam’a aykırı’ olduğu gerekçesiyle şikayet edildi:  Başbakanlık İletişim Merkezi aracılığıyla yapılan şikayette, “Buca Fatih Sultan Mehmet Anadolu Lisesi tarih öğretmeni, Cosmos adlı ateizm görüşünü dikteleyen varoluşu tamamı ile Darwin’ci teori ile İslam’a aykırı belgeseli birçok dersinde öğrencilere izlettirmiştir. Yüzde 97’si Müslüman olan bu ülkede bu davranışın gereğinin yapılmasını arz ederim”...

Türkiye'de Kentleşme ve Sözde Seçkinler

Yıl 1980. Türkiye nüfusunun %56'sı kırsalda % 44'ü kentlerde yaşıyor. Dış baskıların paralelinde 12 Eylül Darbesi sonrasında tarımın devlet eliyle çökertilmesiyle birlikte, köylerde yaşayan on milyonlarca insan adeta zorunlu göçe tabi tutuldu. Türkiye'nin demografik yapısı yakın tarihte hiçbir ülkede eşi benzeri görülmemiş bir   hızla değiştirildi. Bir sömürge ekonomisi yaratmak uğruna toplumun geleneksel dokusu tamamen parçalandı. Üretimsizleştirilmiş yardıma muhtaç köylüler büyük kentlerin varoşlarına sığınmak zorunda bırakıldılar: Bu insanlar;   ''piyasa'' ekonomisine uyum sağlamaya, sefalet içinde yaşamaya yeten bir ücret karşılığı çalışmaya ya da işsizliğe zorlandılar.   Neredeyse tüm   toplumsal kesimler çok önemli kültürel, sosyal, ekonomik sonuçlar doğuracak bu toplumsal keşmekeşi bilinçli bir kayıtsızlıkla seyretti. Çünkü büyük kentlerin yeni sakinleri; sermaye için ucuz işgücü, siyasetçiler için oy, tarikatlar için mürit demekti. Süreç...

Sevgi nerede...

Cemaatler Siyaset ve İşdünyası

FETÖ soruşturması çerçevesinde yüzlerce şirket, holding soruşturuluyor. İşinsanı kılığına girmiş sahte girişimciler darbeci  terör örgütüne mali yardım sağlama, üye olma suçlamasıyla gözaltına alınıyor, tutuklanıyor. Siyaset, cemaat, iş dünyası  üçgenindeki kirli ilişkiler bir bir ortaya saçılıyor. Aslında tanıklık ettiğimiz Osmanlıdan günümüze süregelen bir geleneğin dışa vurumundan başka bir şey değil. Öyle ki,  bugün, faaliyet gösteren birçok holdingin mevcut konumunu ürettikleri mal ve hizmetlerden, geliştirdikleri teknolojiden ziyade devlet kurumlarının kapalı kapıları ardında kurulan ilişkilere borçlu olduğu bilinen bir gerçek. (Tek parti dönemi vurguncuları, Demokrat parti, Adalet Partisi ANAP, AKP zenginleri...) Yıllardır, kamu ve özel sektörde  liyakat ve başarıyı dışlayan ''ilişki yönetimi''nin temel belirleyici olduğu bir anlayış egemen. Dolayısıyla Türkiye'de sermayenin ilişkiyle biriktirilmesi, işin aşın eşin ilişkiyle bulunması, konum ve saygınlığın...

BU KADAR SINAV NEDEN?

Bertell Ollman Diyalektik Soruşturmalar kitabında sınavlar ve sınava girme konusundaki yanlış varsayım ve kanaatleri şu şekilde sıralar: '' Sınavlar eğitimin zorunlu bir parçasıdır.  Sınavlar tarafsızdır, öğrencilerin ne kadar bilgili ne kadar zeki olduklarının göstergesidir. Bütün öğrenciler sınavlarda eşit başarı şansına sahiptir. Sınavlarda çocukların yaşam koşullarındaki büyük farklılıklar çocukların performanslarını ancak ihmal edilebilir düzeyde etkiler. Sınavlar ve özellikle de sınav korkusu öğrencileri ders içi sorumluluklarını yerine getirmeye motive etmek için zorunludur. Toplumsal  ve psikolojik bağlamda sınavlar kimseye zarar vermez...'' Oysa, gerçek yukarıdaki varsayımlardan çok farklıdır. Öyle ki, sınavlar öğrencileri herkesin çalışarak istediğini elde edeceğine, başarı ölçütlerinin tüm insanlar için nesnel ve adil olduğuna ve herkesin hak ettiğini aldığına inandırılırlar. Ve çocuklar büyüdükçe kökten yanlış bu yargıları kendi başarısızlıklarını da ...

Kayırmacılık (Nepotizm)

Nepotizm: Bir Toplumun Felaketi Fox TV'de yayımlanan bir araştırmaya göre, Türkiye'de eşi, dostu, akrabayı işe alma oranı %79. Bu çarpıcı veri, yönetsel kalitesizliğin ve yolsuzluğun en verimli toprağı olan kayırmacılığın ulaştığı boyutları göstermesi açısından son derece önemli. Zira insanlar, yakın çevrelerini dahi biraz dikkatle irdelediklerinde bu kepazeliğin boyutlarını rahatlıkla gözlemleyebiliyorlar. Profesyonel yöneticiler, patronların şirketlerini adeta aile çiftliklerine dönüştürmesine göz yummanın ödülünü, emekli olduktan sonra ya da hala iş başındayken, çocuklarını çalıştıkları kuruma yerleştirerek alıyorlar. Öyle ki, emekli olduğu kuruma iki oğlunu birden yerleştirecek kadar pervasız yöneticiler var. Siyasetçiler ve bürokratlar ise personel alım sınavlarının sorularını çalıp, sınavla kazanılması gereken pozisyonlara akraba ve yandaş atayacak kadar çılgın bir düzene imza atıyorlar. Kamu kurum ve kuruluşları, liyakatsizlik sultasının istilası altında. Bu durum serm...

Neden Yaratamıyoruz?

Hiç unutmam, yıllar önceydi. Henüz orta düzey bir yöneticiydim. O dönemde pek bilinmeyen, ancak günümüzde hızlı tüketim malları sektöründe tüm şirketlerce kullanılan bir satış sisteminin sunumunu yapmak üzere şirket merkezindeki toplantıdaydım. Organizasyonun anılıp şanlı tepe yönetimi, uzun bir toplantı masanın etrafına dizilmişti. Heyecandan titriyordum. Aslında ne bir buluş yapmış ne de yeni bir şey yaratmıştım: Önereceğim sistem zaten Batılı şirketlerde kullanılan bir yaklaşımdı. Henüz sistemin ana hatlarını anlatmaya başlamıştım ki, ortalık birden karıştı. Kelli felli yöneticiler hep bir ağızdan bağrışıp tartışıyor, kimi beni şirketi batıracak bir öneri yapmakla itham ediyor, kimi ise sadece "Olmaz, olmaz!" diye bağırıyordu. Yaratıcılığın Değeri Google sadece 25 yıl önce kurulmuş bir şirket. Apple'ın tarihi daha eskiye dayansa da, bugünkü güçlü konumunu son 20 yılda sergilediği yenilikçiliğe borçlu. Google’ın piyasa değeri 1,2 trilyon dolar, Apple'ın ise 2 t...

SEÇ BEĞEN MOBBING’İN HER TÜRÜ VAR

Yöneten sıfatıyla atadıkları insanların kişilik özeliklerine duyarsız sermayedarlarca atanmış, narsistik kişilik bozukluğundan muzdarip bir genel yöneticiydi. En sıradan olguların, en olağan söylemlerin ardında bile gizli tuzaklar arayan bir paranoyağa binlerce çalışanı eti senin kemiği bizim kabilinden teslim etmişlerdi. Oysa düşünürler yıllarca, gücün kötüye kullanımı üzerinde akıl yormuş; yasal düzenlemelerle devlet başkanlarının, parlamentoların, yüksek yargı organlarının yetkileri sınırlamıştı. Ama aynı akıl her nedense sermayenin gücü kötüye kullanma sorununu piyasanın görünmez elinin kontrolüne bırakmıştı. Bu kurama göre; paternal ilişkilerin egemen olduğu ilkel organizasyonlar; yetkin çalışanların organizasyonu terk etmeleri, yönetim kalitesizliği vb. nedenlerle  piyasa tarafından elenecekti...  Öykümüz, düşmanlarınca dinlendiğine, izlendiğine, gözetlendiğine inanan hastalıklı imgelemlerle dolu bir zihnin binlerce insan için yarattığı bir cehennemin öyküsü. Bu ...

Müşteri Ziyareti

Artan rekabet, saldım pazara mevla kayıra anlayışıyla çıkartılan markalar, ürünler, ambalajlar... Taklitçilik, damping, yitip giden saygınlık ve güven...  Ne gariptir ki, bazı yönetim kurulu başkanları  başarısızlığın  kendi cehaletlerinden ziyade çalışanların uygulama (execution) yetkinsizliğinden kaynaklandığını düşünür. Ve bu düşünceyi kanıtlamak ereğiyle evrensel iş öğretilerinden bihaber aile efradını da yanlarına katarak soluğu müşterilerinin yanında alırlar.   Oysa, bir YK başkanınca yapılan pazar incelemesinin yaratacağı etki, bir ordu komutanınca yapılan askeri birlik denetlemesinin yaratacağı etkiden farksızdır. Her iki çalışma pratiği sorunun çözümünden çok gösteriye, şekilciliğe odaklıdır. Nitekim, YK başkanının ziyaret programı bölgeye ulaşır ulaşmaz yöneticiler bir astsubay telaşıyla işe koyulurlar. Garnizondaki eski yatak çarşaflarının yenileriyle yer değiştirmesi misali h ummalı bir çalışma başlar.  Satış noktalarına teşhirler açılır, stokla...

Twitter Neden Önemli

Türkiye, temel insan haklardan biri olan haber alma özgürlüğünü ( tutuklamalarla, soruşturmalarla, editoryal baskılarla) ortadan kaldırmaya çalışan antidemokratik, faşizan bir anlayış tarafından yönetiliyor. Birkaç haber kanalı, gazete dışında görsel ve yazılı medyanın tamamı  AKP'nin kontrolünde. Öyle ki, artık sansürlenen, gözden kaçırılmaya çalışılan skandallara ancak sosyal medya sayesinde ulaşabilir durumdayız. Bunun en somut örneklerinden biri Ensar Vakfın'da 45 çocuğa tecavüz edilmesini izleyen gelişmelerdir.  Eğer Twitter olmasaydı. Eğer Ensaf Vakfı olayı 3 gün süresine Twitter'ın dünya listesinde birkaç kez birinci sıraya yükselmeseydi kesinlikle ört bas edilecek, AKP meclis soruşturması açılması için diğer partilerle işbirliği yapmak zorunda kalmayacaktı. Ülke gündemini sarsan her gelişme sonrasında 41 milyon kullanıcısı bulunan sosyal medya mecralarının kapatılmasının, yavaşlatma yoluyla internet erişimin engellenmesinin ardında da bu mecranın kamuoyu oluşturm...

TOPLANTI

''Her yönetim kurulu (YK) toplantısı öncesinde ruhsal dengesi allak bullak olurdu. Ona göre bu toplantılar iş sonuçları paylaşma rutininden çok kendi koltuğunu koruma savaşıydı.  Şaban'ın ‘’Haydi’’ duyurusuyla başlardı kabus. Koca şirkette yönetim işlevlerinin neredeyse tamamı bir kenara bırakılır, direktörlerden, müdürlerden, uzmanlardan oluşan yaklaşık elli kişilik bir ekip günde 16 saat çalışarak YK toplantısı için veri, analiz üretirdi. Tek görevi vardı bu insanların; dijital teknolojilerin sunduğu her türlü olanağı kullanarak kötü iş sonuçları kabul edilebilir, iyi iş sonuçlarını görkemli kılacak bir YK sunuşu hazırlamak. Onca uzman değer kavramıyla uzaktan yakından ilgisi bulunmayan sayısız ayrıntı üzerinde günlerce gecelerce çalışır, binlerce farklı veriyle yüzlerce analiz üretir, analiz girdilerini göz kamaştırıcı çıktılar elde edinceye dek sürekli değiştirir ve ortaya 300-400 sayfalık bir YK sunuşu çıkarırdı. Kabustan farksız bu sürecin ardından Şaban, her analiz...

Sömürge Ekonomisi

Ekonomi  bilimi üniversite öncesi eğitimde okutulmaz. Üniversitelerde ise, servet sahiplerinin çıkarlarına hizmet eden bir araç olarak öğretilir. Böylece, ekonomi toplumun ortak yararını gözeten bir bilim dalı olmaktan ziyade varsılların  çıkarlarını önceleyen bir öğretiye dönüştürülür.   Ne yazık ki, ekonomi konusundaki cehalet sadece sıradan vatandaşla sınırlı değildir. Türkiye'nin anlı şanlı sermayedarları, şirket, sendika ve işveren örgütleri özelikle de siyasetçileri ekonomi konusunda en az sıradan insanlar kadar bilgisizdir.  Bu cahiller güruhu  dillerine pelesenk ettikleri ''Türk ekonomisi serbest piyasa koşullarında işleyen liberal bir ekonomidir'' türü söylemlerle kafaları karıştırır,  doğruyla yanlışı göreceleştirir.  Öyle ki,  gerçekte  S erbest Piyasa Ekonomisi, ekonomik faaliyetlerin tam rekabet şartları içinde serbestçe işlediği, sorunların müdahalelerle değil arz talep yasaları doğrultusunda çözüldüğü bir yapıdır. ...

Hepimiz Katiliz

J. P. Sartre der ki: ''Hiç kuşkusuz insanların çoğu, yaptıklarıyla, duruşlarıyla herhangi bir şeye birilerini değil sadece kendilerini bağladıklarını düşünürler; onlara sorsanız 'herkes senin gibi yapsaydı ne olurdu?' diye, omuzlarını silkerek 'Herkes böyle yapmaz'' diye yanıtlarlar' İnsan sadece olmayı seçtiği şeyden sorumlu değildir, çünkü seçimleri bütün insanlığı bağlar.''  İnsan, inandıklarının destek verdiği ideoloji ve siyasettin, olaylar karşısındaki duruşunun yol açtığı bütün iyilik ve kötülüklerden bütün insanlığa  karşı sorumludur.  Destina Peri'nin kanı hepimizin elinde. Bu genç pırıl pırıl genç kadının yüzüne her baktığında anımsayın:  Hepimiz katiliz! Hacer Peri Parlak’ın mektubu: “Ben Hacer Parlak. 16 yaşında başkentin kalbinde patlayan bombayla çocuğu katledilen pek çok anneden biriyim. Belki pek çoğunuz duydunuz, ben kızım Destina Peri’yi babasız büyüttüm, 2 aylık hamileyken bir trafik kazasında kaybettim eşimi. Her...