Ana içeriğe atla

Kayıtlar

2015 tarihine ait yayınlar gösteriliyor

Organizasyonel Yozlaşma

Ülkemizde, yolsuzluk dendiğinde gözler  haklı olarak  kamu kurumlarına, kamu yöneticilerine çevriliyor. Oysa, yolsuzluk özel sektör kuruluşlarında da en az kamuda olduğu kadar yaygın. Öyle ki,   Etik ve İtibar Derneği’nin (TEİD) araştırma şirketi Barem’e gerçekleştirdiği araştırmaya göre özel sektördeki yöneticilerin ve çalışanların neredeyse yüzde70’i özel sektörde yolsuzluğun yaygın olduğuna inanıyor. Söz konusu araştırmada hem  yöneticiler hem çalışanlar etik dışı davranışlar listesinin başına “şirket imkanlarını kişisel amaçlı kullanmayı” koyuyorlar. Orta ve üst düzey yöneticilerin yüzde 45’i, çalışanların yüzde 66’sı en çok karşılaştıkları etik dışı davranışın “Şirket imkanlarını kişisel amaçlı kullanmak” olduğunu düşünüyor...   Peki, şirket olanaklarının kişisel çıkar için kullanmak ne demek? En yalın anlatımıyla, şirket kaynaklarının kişisel önceliklerle amaç dışı kullanımı demek. Örneğin: mali kaynakların etik olmayan yöntemlerle eşe, akrabaya ...

Hayal mi Gerçek mi? İnanın Ben de Bilmiyorum

Bir genel yönetici hayal edin:  Yıllarca  başarısızlığını kanıtlayan sayısız  somut veriyi görmemezlikten gelmiş. Yönettiği insanların karşısına çıkıp  ''Ben sizlerle iletişim kuramadım.'' diyebilmiş. Çeteleşmeye, ahlaksızlığa, organizasyonun  içten içe çürümesine bile isteye göz yummuş; yüzlerce  pırıl pırıl genç insanın işini kaybetmesine neden olmuş. Gelecek umutlarını yitirmiş astlarının çıkar paydaşları bularak haksız çıkar sağlamalarına  göz yummuş.  Organizasyonda olup bitenleri neden sonuç ilişkileri bağlamında değerlendirememiş.   Davranışlarıyla, konuşma biçemiyle, fikirleriyle çalışanları infiale düşürmüş.  Sermaye gücüyle devşirdiği  makama yapışıp kalmış bir genel yönetici... Bir yönetici gurubu (kastı) hayal edin:  Kendilerini  atayanlar dışında herkes liyakatsizliklerine, sapkınlıklarına tanıklık etmiş. Yönetmekten çok nerede ne yiyip içeceğine, kimi becereceğine ve tüm bu pespayelikleri nasıl ...

Öldüren Vergi, ÖTV

Türkiye'de alkol yasaklarıyla ilgili her düzenlemeye anayasanın ''Devlet, gençleri alkol düşkünlüğünden , uyuşturucu maddelerden, suçluluk, kumar ve benzeri kötü alışkanlıklardan ve cehaletten korumak için gerekli tedbirleri alır. ''  hükmü gerekçe yapılır. Oysa biraz Türkçe bilgisine sahip herkesin anlayacağı gibi anayasanın 58'inci maddesi devlete; 18 yaş üstü gençlerin alkol tüketmelerini önleme görevi değil gençleri alkol düşkünlüğünden yani alkolizm'den koruma görevi veriyor. Liberalizmin fikir babalarından John Stuart Mill, 1850'li yıllarda yazdığı Özgürlük Üzerine adlı kitabında ''Devletin insanların alkollü içki satın almasını özelikle olanaksızlaştırmasıyla, alkollü içki içilmesini yasaklaması arasında hiçbir fark yoktur'' der.  Demokratik ülkeler alkol tüketimini bireysel özgürlük alanı olarak nitelendirirken,  Türkiye'de özel tüketim vergisi, anayasanın herkes gücü oranında vergi verir ilkesine aykırı olarak alkol tüke...

ÖTV İle Katliam

Dün sahte içki içen 12 insan yaşamını yitirdi, onlarca insan yoğun bakımda yaşam savaşı veriyor. Kesin olan bir şey varsa bu katliam da tıpkı daha öncekiler gibi unutulup gidecek. Tüm suç sahte içki üretimi yapan fırsatçı birkaç caniye fatura edilecek ve dosya kapatılacak.   Ne var ki, sorun birkaç fırsatçıyı cezalandırmakla geçiştirilecek kadar basit değil. Çünkü bu insanlar bir anlamda ÖTV stratejisinin kurbanları durumunda. Biliyorum!  Birçok insan, bu iddiayı dayanaktan yoksun bulacak;  '' AKP düşmanlığı gözlerini kör etmiş'' diyecek. CHP, MHP, HDP   birkaç muhafazakar oy yitirme kaygısıyla ölümleri yine görmemezlikten gelecekler, susacaklar. Alkol üreten sanayiciler vergi uzmanları, maliyeciler, üniversiteler, akademisyenler, yazılı ve görsel basın yine üç maymunu oynayacak. Ne var ki bütün bu kayıtsızlık ortadaki gerçeği değiştirmiyor: Anayasanın, ''vergi yükünün adaletli ve dengeli dağılımı, maliye politikasının sosyal amacıdır'' h...

Irk Dedikleri

İlk primatların (iki ayağı üzerine dikilebilen canlılar) ortaya çıkmasının üzerinden 55 milyon yıl, ilk insan'ın yeryüzünde belirmesinin üzerinden 5 milyon yıl, Homo Sapienslerin yani günümüz insanının ortaya çıkmasının üzerinden iki yüz bin yıl geçti. Endonezya'nın Sumatra adasında meydana gelen 25 milyon yılın en büyük süper yanardağ patlaması sonrasında yeryüzündeki insan nüfusunun yirmi bine düşmesinin üzerinden ise sadece 70.000 yıl geçti. Ama  biz, bütün insanların kardeş olduğunu, aynı atadan geldiğini, aynı genleri taşıdığını; etnik kimliklerin birer insan icadı olduğunu hala öğrenemedik. İnsanların %99,8 i ortak genler taşır, geriye kalan 0,2 farklı genin yüzde 85'i her etnik grupta bulunur; ırksal farklılıklar bu 0.2 nin sadece %9'unu oluşturur ve bu sadece yüzde 0,012 genetik farklılığa denk gelir. Yani dünya üzerindeki genetik değişkenliğin çok küçük bir oranı geleneksel anlamda ırksal farklılık olarak düşünülenlerle ilgilidir. İnsan kültürle doğma...

İnsanlar Var

İnsanlar var. Sadece ama sadece kendi özgür istenciyle liyakatsize, cahile, bezdiriciye ''al işini al koltuğunu başına çal'' demiş insanlar. Makam uğruna, servet uğruna cehaletin, yetkinsizliğin parçası olmayı, akıl dışılığın, dayatmanın önünde diz çökmeyi  reddetmiş insanlar. Varsıllık kadar yoksulluğu da dürüstçe taşımış, terk ettiği kapıyı ihsan için kişisel çıkar için tekrar çalmamış insanlar. Doğrularını bildiğini kadar yanlışlarını bilmiş, hatalarını içtenlikle itiraf etmiş, yergileri övgüler kadar anlayışla dinlemiş insanlar. Milyonlarca dolarlık gelir kapılarını geri dönmeme kararlığıyla terk ederken neden böyle bir karar aldığını yakınlarına umarsızca açıklamaya çalışmış insanlar.  Yarattığı değeri, karmaşık analizlere, çarpıtmalara, gösterilere gerek duymadan sadece matematiğin 4 işlemiyle gözler önüne sermiş insanlar. Hiçbir ahlaksızlığın, yalanın, hırsızlığın, talanın, vurgunun içinde bulunmamış insanlar. Kimsenin koltuğunu hiç...

Sahte Cennet

Üst düzey profesyonel yöneticilerin çoğunluğu sanılanın aksine mutsuzdur. Oysa, onlar birçok insanın ömrünce sahip olamayacağı olanaklara sahiptir. Yazlık-kışlık evleri, tekneleri, arabaları, banka hesaplarında milyonları vardır. Seçkin okullarda, seçkin eğitmenlerin gözetiminde okur çocukları. Kapıları sıradan insanlara kapalı restoranlarda yerler içerler, özel kulüplerde, yedi yıldızlı otellerde tatil yaparlar. Uzak ve  egzotik diyarların, az rastlanır türden pahalı hazların izini sürerler. Ama çoğu yine de mutsuzdur onların. Peki neden mutsuzdur bu ''beyefendiler'' ''hanımefendiler''? Mutsuzdurlar, çünkü öznel nesnel, maddi manevi her şeye sahip olmak her şeyi tüketmek üzerine inşa edilmiş bir yaşamdır onlarınki. Yeryüzünün hiçbir yönelimi, hazzı, lezzeti hiçbir deneyimi sınır tanımaz arzularını, ihtiraslarını doyuramaz.  Onların dünyasında, elde etmekle tatmin arasındaki paralellik ortadan kalkmıştır. Elde ettikçe acıkma; sahip oldukça da...

Danışman mı, Soytarı mı?

Peter; doğrusu sevgili Raphael, bir kral yanına girmemenize şaşırıyorum. Hangisine başvursanız hem hoşlanır hem yararlanır değerli dersler alırdı sizden.. Siz de hem kendinize hem ailenize, hem de dostlarınıza parlak bir durum sağlardınız’’ Raphael; ailemden yana pek kaygım yok. Bana bencil demeye dilleri varmaz; daha fazla para kazanmak için de benim bir krala kölelik etmemi isteyemezler. Peter: Yanlış anlamayın. Ben sizin kral yanına uşak olarak değil, bakan olarak girmenizi söylemek istedim’’  Raphael: Dostum krallar, ikisini ayırmazlar birbirinden. Bakanı da kendilerine hizmet eden uşak olarak görürler.’’ Peter; Bakan ya da başka şey.  Benim istediğim sizin halka, insanlara daha yararlı olmanız ve kendiniz için daha mutlu bir yaşam sağlamanız. Söze Moros karışır; Siz paraya, devlet koltuğuna düşkün değilsiniz, orası belli. Bana sorarsanız, sizin gibi bir insana, bir imparatorluğun başındaki insandan daha çok saygı duyarım. Ama bana öyle geliyor ki sizi...

Küreselleşme, Bir Şeytan mı Yoksa Bir Melek mi?

The New York Times yazarı Thomas L. Friedman günümüzdeki anlamıyla küreselleşmeyi en erken öngören düşünürün Karl Marx olduğunu söyler. Gerçekten de, Marx’ın on dokuzuncu yüzyılın ilk yarısında yaptığı saptama, günümüz insanını şaşırtacak doğruluktadır. ‘ ’Eskiden kurulmuş olan tüm sanayiler ya yıkılıp gitti ya da her geçen gün yıkılıp gidiyor. Bunların yerini, yerli ham maddeyi değil, uzak yerlerden sağlanan ham maddeleri işleyen sanayiler; ürünleri sadece üretildikleri ülkede değil,  dünyanın dört bir yanında tüketilen sanayiler alıyor. Ülke içinde üretilen ürünlerin karşıladığı eski gereksinimler yerini uzak  ülkelerin ürünlerine bağlı yeni gereksinimlere bırakıyor. Ulusal içe kapanıklılık ve kendi kendine yeterlilik yerini çok yönlü ilişkilere ve ülkelerin evrensel karşılıklı bağımlılığına bırakıyor. Sadece maddi üretim değil,  düşünsel yaratımlar da tüm ulusların  ortak malı oluyor. Ulusal tek yanlılı...

''Karizmatik Lider'' Muharrem

Bir ''karizmatik''lider düşünün ki, yaptığı her iki yatırımdan biri hüsranla sonuçlansın. Bir ''karizmatik'' lider düşünün ki, hataları yönettiği organizasyonu yüz milyonlarca dolar zarara uğratsın. Bir ''karizmatik'' lider düşünün ki, gösteri yapma yetkinliği, diksiyonu ve kulaktan dolma bilgiler dışında bir yetkinliği bulunmamasına rağmen ilahlaştırılsın. Bir lider düşünün ki, tüm başarısızlıklarına karşılık medya tarafından ülkenin en başarılı yöneticilerinden biri olarak pazarlansın, pırıl pırıl gençlere örnek gösterisin...      ''Muharrem yerden on bin metre yüksekte böyle bir son hak etmediğini düşünüyordu...         İşten atılma gibi bir olguya hiç aklını yormamıştı. Öyle ya, ''işini yitirme'' sıradan insanların dünyasına ait bir olguydu. Patronların, büyük adamların, yaşamında yeri yoktu. İş yaşamı süresince verimsizlik, karlılık, etkinsizlik gibi gerekçelere binlerce insanın işine son v...

'Karizmatik' Lider Aldatmacası

''Karizma'' kavramı bir bireyin sıradan insanlardan farklı, doğaüstü, insanüstü bazı özel niteliklere sahip olması bağlamında kullanılır. Öğretiye göre, karizmatik özelikler sıradan insanların ulaşamadığı örnek özelliklerdir ve kişi bu özeliklerin temelinde lider sayılır. Geçmişte peygamberlere, bilge kişilere, büyücülere atfedilen bu sıfat bugün iş dünyasının tanınmış, CEO ları, yönetim kurulu başkanları, için kullanılıyor.  Öyle ya, bir şirketin bir kurumun aldığı her kararın, çizdiği her stratejinin, yaptığı her yatırımın bir başarı gibi pazarlanması ancak kahramanlar, efsaneler, yaratmakla olasıdır. Tam da bu nedenle, uzmanlığın, ortak aklın bilginin, diyalektiğin karşısına gizemli insanüstü güçlere sahip bir lider tiplemesi konumlandırıldı. Liderlik, dehanın insanlar üzerindeki nüfuz gücüyle, bir kahramanın içtepileriyle, büyük adamın sezgileriyle özdeşleştirildi. Yaşamın her alanında insanlığa acı ve gözyaşı dışında bir şey kazandırmamış olan;  kahramana, us...

Neden Yazıyorum?

Bilginin yaşam kalitesi üzerindeki belirleyiciliğine karşılık; herkes gibi ben de iş dünyasının bilgiyle, gerçeklikle, geçmişle ve gelecekle bağlarını koparmış ilkel iş yapış kültürünü, bir çemberin içinde taşlanarak öğrenmek zorunda kaldım. Çünkü geçmişte bu ilkelliğe tanıklık edenler; gelecek kuşaklar için ne bir durum tespiti, ne bir çözümleme ne de bir yol haritası bırakmadan bu ''cehennemi'' terk etmişlerdi. Bu duyarsızlık hâlâ devam ediyor; Türk toplumu iş dünyası içinde olup bitenden hâlâ habersiz. Ne üzücüdür ki; borsa, döviz kuru, faiz, enflasyon ve istihdam gibi etkileri kısa vadede duyumsanan olgular dışında, çalışma yaşamı kimsenin ilgisini çekmiyor. İnsanların büyük çoğunluğu çalışmayı sadece yaşamı sürdürmenin bir aracı; bir gelir ve bir ücret kaynağı olarak görüyor. Oysa arkeolojik ve antropolojik bulgular bize insanı insan kılanın, doğanın sunduklarıyla yetinmek zorunda olan hayvandan ayıranın "iş" olduğunu gösteriyor.  Evet, insan alet yap...

Mutlak Monarşiyle Yönetilen Organizasyonlar

Peter F. Drucker Değişim Çağının Yönetimi (Managing In Time of Great Change) adlı kitabında aile şirketleri için birinci kuralı şöyle vurgular. ‘’Aile üyeleri, en az aile üyesi olmayan çalışanlar kadar yetenekli değillerse, en az diğer çalışanlar kadar değer yaratamıyorsa, şirkette çalışmamalıdırlar. Çünkü tembel ve bilgisiz bir akrabaya işe gelmemesi için ödeme yapmak, onu bordroda tutmaktan çok daha ucuza mal olur. Aile şirketlerinde çalışan aile üyeleri, resmi görev ve unvanları ne olursa olsun, her zaman üst yönetimdedir. Bu insanlar restoranda, yazlıkta kışlıkta tatilde patronun masasında oturur ona ‘’babacığım’’  ‘’dayıcığım’’ diye hitap ederler.  Şirkette çalışmasına izin verilen sıradan, liyakatsiz, bilgisiz aile üyeleri diğer çalışanların öfkesini kazanır; üst yönetime, şirkete olan güveni azaltır. Yetenekli çalışanlar işten ayrılmasına; kalanların ise kısa süre içinde birer dalkavuğa dönüşmesine yol açar. Örneğin aile, sıradan ya da tembel bir akrabaya ‘’Araştır...

Neden Aile Holdingleriyle Olmaz?

Tek kişi işletmesi konumunda faaliyet gösteren şirket sahipleri dışında hiçbir patron ‘’şirketin sahibi benim, burayı keyfimce yönetirim, insanları dilediğim koşullar altında çalıştırırım’’ deme hakkına sahip değil. Çünkü kişinin mutluluğu, çalışma koşulları, yaşamı ve insani gereksinimlerini karşılama düzeyi en az girişim özgürlüğü, mülkiyet hakkı kadar toplumsal bir olgu. Dolayısıyla ülke kaynaklarıyla  edinilen sermayenin kullanım şekli üzerinde en az sermaye sahipleri kadar toplumun da söz söyleme hakkı var.  Bugün sürdürülebilir rekabet üstünlüğü doğrudan şirketlerin marka , teknoloji yaratabilme yetkinliğine bağlı.  Yani refah toplumuna giden yol markaları küresel düzlemde başarıyla rekabet eden, yenilik, teknoloji , trend yaratabilen bir ekonomi inşa etmekten geçiyor. Peki, Ülkenin refah düzeyinin yükseltilmesi bağlamında  kritik bir öneme sahip Türk İş Dünyası bugünkü yapısıyla böylesine ciddi bir sorumluluğu üstlenebilecek yetkinlikte mi?   B...

Batılı Burjuva İle Türkiye'deki Sözde Seçkin Arasındaki Temel Ayrımlar

Werner Sombart, yirminci yüzyılın başlarında kaleme aldığı "Modern Ekonomi Dönemine Ait İnsanın Ahlaki ve Entelektüel Tarihine Katkı" adlı kitabında Kapitalizmin şafağında yer almış insanların amacının; insanın yaşamasına hizmet etmek olduğunu vurgular. Ona göre, ilk burjuvaların etkinliklerini belirleyen temel güdü; bu insanların, kendi çıkarları kadar diğer insanların çıkarlarına yaşamsal bir önem atfediyor olmalarıdır.  Doğan Avcıoğlu,  burjuva ideologlarının en az hümanist oldukları kadar devrimci olduklarını şu argümanlarla desteklemişti:  '' Büyük klasik ekonomistlerin liderliğini yaptıkları hareketin hedefi; hızlı kalkınmaya elverişli, gerçekçi sosyal ve ekonomik bir düzenin kurulmasıydı. Var olan feodal düzeni, rasyonel olmadığı, üretim güçlerinin serbestçe gelişmesini ve hızlı kalkınmayı engellediği için şiddetle eleştirmekte, kapitalizmi  düzenli kalkınmayı gerçekleştireceği için savunmaktaydılar.''   Adam Smith, kral ve memurlarının ‘’ veriml...